Yükseliş ve … / Rock Yüzyılı – II

1970-75

1970 yılının ilk aylarında borsalar hızlı değer kayıplarının ardından, son sekiz yılın en düşük seviyelerine geriledi. ABD’de Kennedy öldürülmüş, aya ayak basılmış,’68 gençliği sokaklardan çekilmişti. Ortadoğu’da gerginlik artıyordu. 1960’ların ikinci yarısında son kez boy gösteren romantik, nostaljik, melankolik şarkılar, yerlerini yavaş yavaş daha sert, daha öfkeli, daha gürültülü şarkılara bırakmak üzereydi.

Rock tarihi bakımından 1970’lerin ilk yarısı “altın çağ” denebilecek bir dönemdir. Bu dönemde piyasaya sürülen şarkıların her biri bir rock klasiği olmuş, bu şarkıların toplandığı albümler, bütün zamanların en iyi rock albümleri kabul edilmiştir.

Pink Floyd’un Meddle albümü de bunlardan biridir. Kapağında suyun içinde ses dalgalarını toplayan bir kulak resminin yer aldığı albümün ilk yüzünde beş, ikinci yüzünde sadece bir parça yer alır. Meddle, One of These Days ile başlar. Şarkının içinde geçen tek söz, davulcu Nick Mason’ın ağzından, yavaşlatılmış olarak plağa aktarılan, “One of these days,  I’m going to cut you into little pieces” (Bugünlerden birinde seni küçük parçalara doğrayacağım) sözüdür. İddiaya göre, Roger Waters bu şarkının “toplumun içinde bulunduğu acıklı durumu” anlattığını söylemiş. One of These Days‘in çok ilginç bir diğer yönü, şarkının başında duyulan rüzgar seslerinin ardından sert bir şekilde giriş yapan çift bas gitarın birini, gruba Syd Barret’ın yerine katılan David Gilmour’un çalması. Şarkının sonunda Gilmour bir de “uçuk” solo atıyor. 1970’lerin başındaki Gilmour, yüzüne uçuşan sarı saçları nedeniyle internet forumlarında “elf”e benzetilir. Unutmayalım, Vico’nun tarih skalasına göre tanrılar/kahramanlar dönemindeyiz. Onyıllar sonra bile hayranların rock yıldızlarını putlaştırmasının nedeni bu olsa gerek. Bu şarkı, daha sonraki rocker’ları çok derinden etkilemiştir. Her ne kadar “headbanging” denen kafa sallama modası ilk olarak Led Zeppelin’in 1969 turuna atfedilse de, One of These Days, dinleyende müthiş bir kafa sallama arzusu uyandırdığı için Rock’ın en ilginç şarkılarından biridir. Pink Floyd’un nadir canlı kayıtlarından biri olan seyircisiz Pompei konserinden alınmış videoda başrol, davulcu Nick Mason’da. Şarkının bir yerinde Mason’ın elinden bagetlerden birinin fırladığını, Mason’ın hiç bozuntuya vermeden yeni bir baget çıkartarak çalmaya devam ettiğini görüyoruz. Hoş.

Meddle albümünün ikinci yüzünün tamamını kaplayan Echoes ise başlıbaşına bir rock klasiği. Grubun deneysel ses arayışları içinde olduğu bir dönemde bestelenip kaydedilmiş. Tüm rock klasikleri gibi, Echoes hakkında da yıllarca pek çok dedikodu dolaşmış. Bu dedikodulardan biri de şarkının bir sinema klasiği olan 2001: Bir Uzay Destanı’nın “Sonsuzluğun Ötesi” bölümü ile beraber dinlendiğindeki mükemmel uyumu nedeniyle şarkının aslında bu film için yazıldığı iddiası. Şarkı, filmin çevrildiği tarihten sonra bestelendiği için, bu şarkının 2001 filmi için yazılmış olma ihtimali yok. Ancak Roger Waters’ın 2001 filmi için bir şarkı yazmamış olmaktan büyük pişmanlık duyduğu hep söylenegelir. Bu şarkıda vokallerde David Gilmour ile Rick Wright var. Wright’ın şarkı söylediği nadir parçalardan biri. Videoda Gilmour ile Wright şarkı söylerken yüzlerine uçuşan saçları ise rock tarihinin unutulmaz sahnelerden biri.

Since I’ve been loving you, herhalde rock tarihinin gelmiş geçmiş en iyi baladlarından biridir. Led Zeppelin’in 1970 yılında yayınlanan III albümünde yer alır. Zeppelin’in her birine numara verdiği ilk dört albümü, rock tarihinin en iyi albümleri arasında sayılır. III no’lu albüm, grubun biraz daha folk ve blues’a meylettiği şarkılarla dolu. Since I’ve been Loving You ise her yerde iki özelliği ile anılıyor. Birincisi basçı John Paul Jones’un Hammond org çalarken, bas pedal kullanması, ikincisi de gitarist Jimmy Page’in, canlı kayıtlarda daha da uzattığı muhteşem solosu. Deniyor ki Page, stüdyo kayıtlarında bir türlü istediği performansı tutturamadığı için mola almış ve uzun bir yürüyüş (ve muhtemelen meditasyonun) ardından ancak kayıtlara geçilebilmiş. İlk bölümde ne demiştik; Artık gitar bir aksesuar değil, çalanın bütün becerisini göstereceği bir enstrüman olmuştu. Jimmy Page 40 yıldır gitar çalıyor ve 40 yıl sonra hala büyük bir zevkle dinleniyor. Eeee kolay değil üçüncü dalga kahramanı olmak.

Geliyoruz Rock tarihinin gelmiş geçmiş en büyük bir başka grubuna. 1970 yılında çıkarttıkları Black Night hızla listelerde birinci sıraya yükselince bütün dikkatler Deep Purple’a çevrildi. Grup daha önce yayınladığı iki albümde kendi besteleriyle beraber Neil Diamond, Beatles, Hendrix şarkılarını seslendirmiş, ortalama bir performansın ötesine geçememişti. 1969 sonunda biraraya gelen kadro, bugüne kadar kurulmuş en iyi kadrolardan biriydi. Grup önce Royal Philarmonic Orchestra ile beraber klavyeci Jon Lord’un bestelediği konçertoyu seslendirdi ve ardından gelmiş geçmiş en büyük hard rock grubu olma yolundaki büyük adımlar atılmaya başlandı.

Purple’ın Royal Philarmonic orchestra ile beraber verdiği konserden de bir kaç kelime bahsetmem gerekiyor. Yıl 1983. ODTÜ 1. yurtta bir akşam saati. O zamanlarda Ankara’da yayın yapan Polis radyosunda bütün gün Rock müzik yayını olurdu. Bir gece önceden yapılan anonsta, 13 sene önceki Deep Purple/Royal Philarmony Orchestra konserinin radyodan yayınlanacağı duyuruldu. Biz de yayın saatinde radyonun başına toplandık. Çay demlendi, sigaralar yakıldı. Danışma hocalarına tembih edildi ki anons yapmasınlar. Yayın saati geldi nefesler tutuldu ve konser başladı.

O da ne? Yaylılar, üflemeliler, klasik müzik ! Yıllar sonra yeniden dinliyorum da orkestranın girişi çaldığı süre sadece 7,5 dakikaymış. Bize bir ömür gibi gelmişti. Hangisi Richie, abi? Obua mı çalıyor yoksa? Bak şu keman sesi var ya, o Jon Lord işte. En büyük hayali kemancı olmakmış esprileri. Sıkılmaya başladık. Daha önce dinleyenler bıyık altından gülüyorlar. Derken 7:30’da grup giriş yaptı da ikna olduk bu konserde Deep Purple’ın olduğuna. Biz arkadan geliyorduk, dinlediğimiz konser 13 sene önce kaydedilmişti, ancak gene de çok geç değildi. Şimdi dönüp geriye bakıyorum da bu konser tam 40 yıl önce çalınmış. Şaka gibi.

Highway Star. Hard Rock’ın en büyük klasiklerinden biri. Bu parça, stüdyo kaydında 35 saniyelik bir bas gitar girişi ile başlar. Solist Ian Gillan’ın çığlıkları ile devam eder. Şarkının içinde önce Lord klavyesi ile, sonra Blackmore gitarıyla iki solo çalarlar. Ritchie Blackmore’un solosu dünyanın en iyi gitar soloları oylamarında hep ilk sıralarda yer alır. Kimilerine göre bu şarkı ilk speed metal şarkısıdır. Bir önceki yazıda sözünü etmiştim; motor, otoyol, serüven, özgürlük … Rock’ın değişmez temalarıdır. Highway Star da böyle bir parçadır işte. Deep Purple’ın 1970-1972 arasında çıkarttığı üç albüm, Deep Purple In Rock, Fireball ve Machine Head, Rock tarihinin en çarpıcı albümlerinden üçüdür. Bu albümlerde yer alan şarkıların her biri birer kült olmuş, on yıllar boyunca rocker’ların dilinden düşmemiştir.

Child in Time, grubun Vietnam savaşını protesto etmek üzere yazdığı bir parça. Elemanların bütün yeteneklerini sergilediği 10 dakikalık bu şarkının sözleri de ilginç:

Sweet child in time you’ll see the line
The line that’s drawn between the good and the bad
See the blind man shooting at the world
Bullets flying taking toll
If you’ve been bad, Lord I bet you have
And you’ve been hit by flying lead
You’d better close your eyes and bow your head
And wait for the ricochet

(Tatlı zamane çocuk, çizgiyi göreceksin/ İyi ile kötü arasına çizilen çizgiyi/ Şu dünyaya ateş eden kör adama bak/ Herşeye zarar veren kurşunlar uçuşuyor/ Kötü biri olsaydın, bahse girerim kötü birisin/ uçuşan kurşunlar seni vururdu/ En iyisi sen gözlerini kapat ve kafanı eğ/ ve bir merminin sekmesini bekle.)

1970’lerin başlarında rock’ın klasikleri arka arkaya geliyordu. 1971 yılında Stairway to Heaven çıktı. Led Zeppelin IV albümünde yer alan parça 8 dakika sürüyordu. Canlı kayıtlarda ise şarkı hep daha uzun çalındı. Şarkı sonsuza kadar çalınsa Zeppelin hayranları dinleyebilirdi. Şarkı yavaş bir ritmle başlıyor, gitgide hızlanıyor, en sonunda müthiş bir gitar solosu ile bitiyordu. Bu şarkıda Page’in çaldığı solo da bütün halkoylamalarında dünyanın en güzel gitar sololarından biri seçildi. Page, şarkının gitgide hızlanıp en sonunda patlayan ritmini adrenalin akışına benzetiyor. Şarkı sözleri ise Robert Plant’e göre, bir şömine partisinde, tamamen spontane olarak yazılmış. Şarkının sözlerinde neyin anlatıldığı her zaman tartışılmıştır. Sembollerle yüklü sözlerin bir kısmını yorumsuz veriyorum: “There’s a feeling I get / When I look to the west/ And my spirit is crying /For leaving ” (İçimde bir duygu var/ Batıya baktığımda / Ruhum ağlıyor / Uzaklaşıp gitmek için)

Rock müziğin bütün kahramanları yavaş yavaş sahne almaya başlamıştı. 1969 Woodstock festivalinde boy gösteren Carlos Santana da bu kahramanlardan biri. Önceleri blues çalan -ki daha sonraki yıllarda da zaman zaman blues çaldı – Santana, Rock’ın altın çağının özgün renklerinden biri oldu. Latin-Rock ismiyle anılacak bir türe imzasını atan Santana, 40 yıl sonra hala Rock’ın en saygın figürlerinden biri. 1970 yılında yayınlanan Abraxas, rock tarihinin en iyi albümlerinden biri kabul edilir. Bu albümde yer alan Oye Como Va, aslında klasik ritmlerle yazılmış, cha-cha-cha temposunda bir şarkıdır. Santana’nın yorumu ile bütün dünyada sevilmiş, unutulmaz klasikler arasında yerini almıştır.

Ve elbette Abraxas albümünde yer alan Black Magic Woman. Bu şarkının yazarı Peter Green’dir ve şarkı ilk kez Fleetwood Mac grubu tarafından seslendirilmiştir. Ancak rockerlar daha çok Santana yorumunu bilirler. Abraxas albümünde bu şarkı Gypsy Queen isimli bir başka şarkı ile birleştirilmiştir. Afro saçların çok moda olduğu, siyahi kadınların, çingene kraliçelerinin yüceltildiği bir dönemdeyiz.

1970 yılında yayınlanan bir başka albümle rock dünyası yeni bir grupla daha tanışıyordu: Uriah Heep. Uriah Heep ismi, David Copperfield’in kurgu kahramanlarından birinin adı. İkiyüzlü, yağcı, yaltakçı, aşağılık biri. Grubun kendisine bu ismi seçmesi, o dönem insanlarının ne kadar komplekssiz ve ironik olduğunu göstermesi bakımından da kayda değer. Uriah Heep’in 1970 tarihli Very ‘eavy… Very ‘umble albümü de rock tarihinin önemli satırbaşlarından biridir. Albüm Gypsy ile başlar: I was only seventeen / I fell in love with a gypsy queen (Onyedi yaşındaydım/Bir çingene güzeline aşık oldum) Rock tarihçileri Heavy Metal’e bir başlangıç arıyorlar ya; Kimileri de ilk metal şarkısı olma onurunu Gypsy‘ye verir.

Baladları pas geçtiğim sanılmasın. Uriah Heep’in rockerların gözdesi iki muhteşem baladı var. (Çok fazla baladı var. İki tanesi başyapıt diyelim) Bunlardan biri de Lady in Black. Bu şarkıyı muhtelif Uriah Heep elemanları defalarca seslendirdiler. Akustik yorumları da var. Benim dinlediklerim içinde en güzellerinden biri de 2001 tarihli Future Echoes of the Past konser albümü. Orada, tam 30 yıl sonra şarkı yeniden icra edilirken seyircinin şarkıya öyle bir eşlik edişi var ki, insanın tüyleri diken diken oluyor.

Heep’in en parlak dönemi, solist David Byron’ın ayrıldığı 1975’e kadar geçen beş sene kabul edilir. Grup daha sonraki yıllarda sayısız solist değiştirerek yoluna devam etse de, herkesin kabul ettiği üzere, Byron dönemi çok özeldir. Bu dönemde yayınladıkları albümlerin hepsi klasik kabul edilir. Ne yazık ki Uriah Heep’in görüntü kayıtları çok kötü. Ancak Byron’ı görmek adına buraya bu kötü görüntüleri koyuyorum. Umarım yakında HQ kopyaları çıkar da izleriz. July Morning, o dönemde Hard Rock grupları arasında moda olan uzun şarkı yazma modasının bir ürünü ve Heep’in, Deep Purple’ın Child in Time şarkısına cevabı. Şarkı heavy ritmlerle başlıyor, sonra duruluyor, ritm sürekli değişiyor. Şarkının içinde klasik müzik esintili bir bölüm de var. Şarkı çok akılda kalıcı bir ezgi ile bitiyor.

1970’ler … Dev grupların birbiriyle yarıştı o muhteşem dönem. Son derece karmaşık şarkılar, enstrüman ustalıkları, çığlık çığlığa vokaller. Kötü görüntü kopyaları bile olsa o günleri yaşatan şarkıları özgün halleriyle dinlemek çok güzel.

1970 yılı bir başka grubun daha rock sahnesine çıkışıyla unutulmaz bir yıldır: Black Sabbath. O yıl Black Sabbath piyasaya iki albüm birden sürer: Black Sabbath ve Paranoid. İkinci albümün adı War Pigs (Savaş Domuzları) olarak planlanmıştır. War Pigs, albümde yer alan bir şarkıdır ve Vietnam savaşını protesto etmektedir. Ancak albümü yayınlayan firma savaş destekçilerinin tepkilerinden korkar ve albümün adını Paranoid olarak değiştirir. Ne ironi ama! Black Sabbath’la beraber rock dünyası solist Ozzy Osbourne ile tanışır.  İlk heavy metal şarkının hangisi olduğu konusunda görüş birliği olmasa da, ilk büyük heavy metal grubunun Black Sabbath olduğu konusunda herkes hemfikir. Rocker’ların ne kadar “berbat” insanlar olduğunu “kanıtlamak” için verilen örnekler vardır: Ozzy Osbourne sahne gösterilerinde canlı civciv ezermiş, dişleriyle güvercin kafası kopartırmış, yarasa kanı içermiş filan gibi efsaneler dolaşır. Doğruluğuna emin değilim. Ozzy Osbourne’un uçuk-kaçık pazarlama yöntemleri olduğu doğrudur. Duygusal trendin diplere vurduğu dönemlerde bu tip kabul edilemez gösteriler ihtimal dahilindedir. Ancak sonuçta her dalga kendi içinde böyle aşırılıklar taşımıyor mu? Ben, daha sonraki Dio’lu Black Sabbath dönemini, Ozzy’li Black Sabbath dönemine tercih edenlerdenim. Rock ansiklopedileri ne kadar yüceltse de, Ozzy’li Black Sabbath dönemi, bir kaç şarkı hariç tutulursa bana basit şarkıların yazıldığı, primitive bir dönem gibi geliyor.

Hard Rock’ın altın döneminin başında ve sonunda sahne alan iki grup daha var ki, onlardan söz etmeden olmaz. Bunlardan biri Alice Cooper’ın kendi adını taşıyan grup. Alice Cooper’ın 1970 yılında çıkan I’m Eighteen şarkısı büyük ün kazanmış ve kısa zamanda 10’lu yaşlardaki gençlerin marşı haline gelmişti. Bütün zamanların en iyi metal şarkılarından biri kabul edilen I’m Eighteen isyan içeren sözlerden oluşuyordu:

I’m eighteen / and I don’t know what I want/ Eighteen/ I just don’t know what I want/ Eighteen / I gotta get away/ I’ve gotta get out of this place/ I’ll go runnin in outer space (Onsekizindeyim/ ve ne istediğimi bilmiyorum/ onsekiz/ ne istediğimi sadece bilmiyorum/ buradan defolup gideceğim/ dış uzaya doğru)

Alice Cooper, sadece şarkıları ile değil, dehşet ve korkuya dayalı sahne gösterileri ile de çok ünlü oldu.

Bir de Kiss. İngiltere kökenli gruplar ortalığı kasıp kavururken 1973 yılında ABD’nin New York şehrinde kurulan Kiss de gösterişli sahneleriyle ün kazandı. Şarkıları ise, bir iki tanesi hariç, rock tarihine geçecek ağırlıkta değildi. Bu şarkılardan biri de Detroit Rock City idi. 1970’lerde ABD, rock dünyasında epeyce gerilerde kalmıştı.Bu trend daha sonraki yıllarda da değişmedi. ABD o zamanlardan beri hep bir gösteri toplumu olarak kaldı. Görkemli ama içi boş sahne gösterileri! Kiss’in grup adını tanıtma biçimi de çok tartışıldı, çünkü grup adını hep Ki-SS olarak yazıyordu. SS sözcüğü ise, nazileri hatırlattığı için büyük tepki görüyordu. Düşünün ki, Almanlar bile alfabelerine SS yerine geçsin diye beta harfini soktular. Kiss elemanları çok uzun yıllar boyunca sahneye hep maskeleri ve koyu makyajları ile çıktılar. Maske, grubun pazarlama yöntemlerinden biri olarak, bıktırana kadar kullanıldı.

1970’lerin ilk yarısı, Hard Rock’ın altın çağıydı. Ancak tür çeşitleniyordu ve rockerların bir kısmı daha değişik bir yoldan ilerlemeye başladı. Değişik yoldan ilerleyenlerin hikayesini bir sonraki bölüme erteleyelim. Yazının daha ilerideki bölümlerinde bu iki farklı yolun yıllar sonra nasıl birleştiğine de geleceğiz.

1974 yılının son günlerinde ABD’de borsa endeksleri dibe vurdu. 1975 yılından sonra ise yavaş yavaş olumsuz ruh hali trendi dengelendi. Hard Rock’ın altın çağı da aynı tarihlerde sona erdi. Bu tarihten sonra büyük gruplar dağılmaya, daha zayıf ürünler çıkartmaya başladılar. Alt-türler çeşitlenmeye başladı. Biz önce rock’ın “ilericilerinin” hikayesine, daha sonra da yavaş yavaş filizlenmeye başlayan alt-türlere göz atacağız.

Yükseliş ve … / Rock Yüzyılı – III

Reklamlar

1 thought on “Yükseliş ve … / Rock Yüzyılı – II”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s