Kediler ve Dalgalar – VI

Bu yazıyla beraber, Kediler ve Dalgalar – I, Kediler ve Dalgalar – II, Kediler ve Dalgalar – IIIKediler ve Dalgalar – IV ve Kediler ve Dalgalar -V başlıklı yazıların da okunmasını öneririm.

Bazen televizyonunuzun sesi kapalıyken ekranda ciddi ciddi bir konuyu tartışan bir grup insan görürsünüz. Neyin tartışıldığını bilmeden ekrana bakarsınız. Siz ekrana bakarken tartışma alevlenir. Konuşmacılar birbirine el-kol sallamaya başlar. Hızını alamayan biri önündeki su bardağını kapar, karşısındakinin yüzüne suyu boca eder. Bunu gören bir başkası ayağa kalkar. Derken tekmeler, tokatlar havada uçuşur. Ne oluyor diye merak edip televizyonun sesini açarsınız. Anlarsınız ki, meğerse “memleket sorunları” tartışılıyormuş.

Yunanistan’da yapılan son seçimler öncesinde böyle bir sahne yaşanmıştı.

Bizde de buna benzer pek çok örnek var. Birbirine hakaret eden, küfür eden, sinirlenip stüdyoyu terk eden koca koca adamlar …

Duyguların böyle çağıl çağıl çağladığı ve her zaman şiddete değil de bazen acayipliklere savrulduğu başka örnekler de var. Mesela benim para koleksiyoncusu arkadaşım var. Koleksiyonununda eksik olan bir eski parayı internet müzayedelerinden alabilmek için günlerce açık arttırma sayfasını takip ettiğini, ama en iyi satın alma zamanının son 10 saniye olduğunu anlatır. Ancak sadece kendisi değil, dünyanın dört bir yanındaki koleksiyoncular da aynı taktiği izlediği için herkes müzayedenin son 10 saniyesinde, bakışları ekrana kilitlenmiş, elleri klavyenin üzerinde alesta beklermiş. Müzayede bitimine en yakın sürede, en iyi fiyatı veren parayı kapacak. Hem zamana karşı yarışıyorsunuz, hem de mümkün olan en iyi fiyatla almak için beyniniz ışık hızında çalışıyor. Sonra içinizden sayıyorsunuz: 5 … 4… 3 … 2 … tamam şimdi !

Bir düşünsenize: Dünyanın dört bir yanında bir sürü insan da aynen sizin gibi, o nadide parayı kapma peşinde, kaskatı kesilmiş bilgisayarının başında. Müzayede bitince hemen sonuç ekranına bakıyorsunuz; Acaba parayı kapabildiniz mi? I-ıh kapamamışsınız. Kenyalı bir koleksiyoncu sizden şu kadar milisaniye sonra ve sizin teklifinizden şu kadar cent daha fazla fiyat vererek müzayedeyi kazanmış. Tüh ! Ekranı kapatmadan hemen bir başka müzayede aramaya başlıyorsunuz.

Başka örnekler de var. Bir basketbol maçında hakeme çok kızıp mütemadiyen küfür eden, işinde gücünde munis insanlar bilirim. Bir seferinde hakemin biri dayanamamış tribüne çıkıp küfür eden zatı dövmüştü. Briç turnuvasında bir eli iyi oynamadı diye briç partnerini denize atanı bilirim. Hatta şöyle bir olay rivayet edilir: Amerika’da aile arasında oynanan bir briç partisinde adamın biri, bir eli kötü oynadı diye tabancasını çekip eşini vuruyor. Dava sürerken savunma tarafı bilirkişinin oynanan eli incelemesini talep ediyor ve bu talep mahkeme heyetince kabul ediliyor. Oynanan el, bir grup briç uzmanına gönderilip fikirleri soruluyor. Briç uzmanlarının hepsi, “vallahi benim eşim böyle oynasaydı, ben de çekip vururdum” diyor. Mahkeme heyeti bilirkişi raporunu dikkate alarak, elin kötü oynanmasını hafifletici unsur kabul ediyor.

Saymakla bitmez … Gözyaşları içinde “Fenerbahçem sen çok yaşa, canım feda olsun sana” marşını söyleyenler, twitter’da bitmek tükenmek bilmez taraftar geyikleri … Hep başkasından örnek verecek değiliz ya … Geçen yıl düzenlenen Sonisphere müzik festivaline Iron Maiden’in geleceğini duyduğumda apar topar biletix sitesine girmiş, sayfa açılmayınca panikleyip biletler biter endişesiyle eşimi aramıştım. Eşim toplantının ortasında benim heyecanlı sesimi duyunca ne oluyor acaba diye telaşlanmıştı: “Anamız, babamız mı öldü? Ne oldu?” Onu zorla toplantıdan çıkartıp kulenin en alt katındaki biletix bayine gönderip, altı tane bilet aldırdığımda  bana sitem bile edememişti.

Bunların hepsine itkisel aşırılıklar diyoruz. Beynimizin limbik sistemi bizi bu tip acayipliklere yönlendiriyor. Topluluklar halinde hareket etmeye başladığımızda, itkisel çekim daha da artıyor. Sürüye kapılıyor, en olmadık davranışları sergilemeye başlıyoruz. Hisse senedi spekülasyonu da böyle bir şey. İçinde sayısız duygu barındırıyor. Dealer arkadaşlarım var, özellikle rakı sofralarında müşterilerinin kanına nasıl girdiklerini anlatırlar. Adam dünyanın bilmem neresinde tatilde; Artık saunada keyif mi yapıyor, yoksa tarihi bir binayı mı geziyor, her ne yapıyorsa … Bizim dealer arkadaş telefonla arıyor:

Dealer:  “Abi Garanti’de acayip hareket var.”

Müşteri : “Şu anda müsait değilim”

Dealer: “Abi ama öyle böyle değil.”

Müşteri: “Tamam canım sonra konuşuruz.”

Dealer: “Aha tek tuş 6.05 kalktı … Yok artık! 6.10’da kalktı ! Abi 6.15 çalışıyor.”

Müşteri: “Hık mık”

Dealer: (bağırarak) “Abi 6.15’i de aldılar. 6.20 çalışıyor !”

Müşteri: “Yapma ya!”

Dealer: “6.15’e geri verdiler.”

Müşteri: “Tamam bir 50 tane de biz alalım”

Dealer: (bağırarak) “Abi 6.20 de tek tuş kalktı!”

Müşteri: (bağırarak) “Çabuk 6.20’ye 150 tane alış gir !!”

İşte böyle … Benim Iron Maiden bileti alma telaşım gibi bir şey … Oturup üzerine ciddi ciddi yazılar makaleler döşenen, twitter’da vay ben bildim, sen bilemedin mesajları atılan, günün 15 saati boyunca üzerine yayın yapılan, ülkenin kaderini ilgilendiren duyuruların yapılması için seans kapanışı beklenen “kutsal piyasa”, böyle küçük küçük absürdlüklerden oluşan, psikiyatra gitse saniyesinde manik-depresif psikoz tanısı konacak koskoca bir karmaşık sistemin adı.

Bütün bu absürdlüklerde maksat ne?

Ortada yüce ve ulvi bir maksat, bilgelik filan yok. Aslında hepimiz birer elektronuz. Bir büyük dalga deseni oluşturmak üzere sağda solda uçuşup duruyoruz.

Neyse … Artık sibernetiğin bakış açısıyla, siyah kuğularımıza dönebiliriz. Önce araya bir parça atalım.

Kediler ve Dalgalar – IV‘de demiştik ki, ‘klasik soru bu nedir’ iken, sibernetikte ‘bu ne yapıyor’ sorusunu sorar, olabilecek en geniş olasılık kümesini inceleyerek anlamlı ya da anlamsız tüm sonuçları göz önüne alırsınız.

Taşı hep başkasına atacak değiliz ya … Kendimizden (Elliottisyenlerden) örnekler vererek devam edelim:

dji_11122012

 

Sene 1992. Elliottisyensiniz. Önünüze DJI endeksini açıp inceliyorsunuz. İşte size mükemmel bir itkisel kalıp. [1]/[3]-[2]/[4] kanalı düzgün. [2] ile [4] almaşık. (İlki zigzag, ikincisi genişleyen üçgen). [5] kanal üst bandına yaklaşmış ve hemen hemen [1] boyunda. (5) olarak etiketlediğiniz dalga tipik bir bitiş kalıbı olan Sonlanan Diyagonal biçiminde ilerliyor. Artık gökyüzünde UFO’lar zuhur etmezse, çok büyük bir olasılıkla bu dalga sona ermek üzere. Hemen bir kitap üzerinde çalışmaya başlıyorsunuz; İsmi, At the Crest of the Tidal Wave : A Forecast for the Great Bear Market (Gelgit dalgasının en tepesinde: Büyük bir Ayı Piyasası Tahmini). Kitap birbirinden değerli analizlerle dolu. Ancak isminin de ima ettiği gibi, tarihsel ölçekli bir ayı piyasası tahminini anlatıyor. Hedef gerisin geri 40-50 seviyeleri !

Aradan yıllar geçiyor. O da nesi ?

dji_11122013_a

 

Bırakalım 40’lara 50’lere çökmeye, endeks gidiyor da gidiyor. 2000 yılında çöküş bekliyorsunuz, bir soluklanmanın ardından gene gidiyor. 2008’de tamam bitti diyorsunuz hala gidiyor. Sene oluyor 2012, endeks 13,000’lerde. Boğalar bıyık altından kıs kıs gülüyorlar: “Ne oldi?”

Borsa endeksi döndü dolandı, Ralph Nelson Elliott’un dediği yere geldi: “Başlamakta olan boğa piyasasının 2012 yılına kadar sona ermesi beklenmez.” (1941 – R.N. Elliott)

Peki gerçekten ne oldu da, 1992 yılında mükemmel bir itkisel kalıp oluşturan ve “normal” yapısı içinde sona ermesi gereken endeks sakız gibi uzadı da uzadı? Ne olduysa oldu; Endeksin kompozisyonunu değiştirdiler, batanı çıkartıp parlak olanı aldılar, tarihsel ölçekli para/kredi pompaladılar, yeni bir borsa kurdular, kaldıraçlı işlemlerle finansal simyayı keşfettiler, o yıllarda 3. Dünya denen, doğu bloku denen ülkelere yükselen pazarlar dediler, ne bileyim daha pek çok alengirli işle boğa piyasasını uzattılar.

Yani manipüle mi ettiler? Hayır; karmaşık sistemlere ancak bir dereceye kadar müdahale edebilirsiniz. Sistemi manipüle etmek mümkün değildir. Nasıl ki tavşan hücrelerinden köpek elde edemiyorsanız, kalıbını (ömrünü) tamamlamış bir dalgayı da bu ölçeklerde uzatamazsınız.

O halde, klasik sorudan vazgeçelim. ‘Bu nedir’ sorusunu bir kenara bırakalım ve ‘bu ne yapıyor’ sorusuna cevap arayalım. Cevap basit ve kesin: Bu endeks uzuyor. Peki endeks dediğimiz neydi? Saunada keyif yaparken, dealer’ının dürtmesiyle itkisel çekime karşı koyamayan adamın ve onun benzerlerinin duygularını rakamsal olarak yansıtan bir gösterge. Demek ki saunadaki adamların duygusal kalıbı hala sona ermemiş ki, bu endeks sakız gibi uzamış.

Saunadaki adam dedik de …

Benim bu tür müziğe ne ilgim var, ne de merakım. Gene de şarkı hoş geliyor kulağıma. Bu videoda dans edenler bileklerini üst üste getirdiklerinde el hareketi mi yapıyorlar, yoksa bana mı öyle geliyor? Neyse biz kaldığımız yerden devam edelim.

Saunadaki adamlar sonsuza kadar aynı itkisel çekimin etkisinde kalmayacaklar. Dalga yön değiştirdiğinde dealer’larına “ne hisse senedi kardeşim, düş yakamdan” diyecekler. (Zaten şimdiden çoğu böyle demeye başladı bile. Koskoca piyasalarda sen-ben, bir de bizim oğlan kaldık.) Bu işin doğası böyle. 17. yüzyıl Hollanda’sında insanlar evlerini, arazilerini, hayvanlarını satıp lale pazarına hücum etmişti. Bugün ne lale pazarı kaldı, ne de lale soğanları üzerine spekülasyon yapmayı düşünenler. Hisse senedi piyasasının başına da aynısı gelecek. Hiç şüpheniz olmasın. Ancak elbette itkisel güdülenmenin ve başka zamanda yaşayan insanlara acayip gelen davranışlarımızın yeni biçimleriyle sonu gelmeyecek. Mesela benim kızım büyüdüğünde, babasının neden Iron Maiden bileti almak için böylesine güdülendiğini, adına hisse senedi piyasası denen şeyin analizine neden bu kadar fazla zaman ayırdığını belki de hiç anlamayacak. Çünkü onun zamanında çok büyük ihtimalle “aşırılıklar çağı” sona ermiş olacak.

DJI neden uzadı sorusuna geri dönersek … DJI sadece 30 hisse senedinden oluşan bir endeksti. Kitlelerin duygusal trendinin tamamını değil, sadece bu 30 hisse senedine yansımasını gösteriyordu. Kaldı ki endeksin kompozisyonu yıllar içinde o kadar çok değişti ki, muhtemelen eski çamlar bardak oldu.

Peki ne yapalım? Elliott Dalga Prensibini çöpe mi atalım? Yok canım ne münasebet. Daha henüz Kediler ve Dalgalar’ı bitirmedim ki. Durun hele.

Bu bölüme suyun öbür yanındakilerin kavgasıyla başlamıştık, Ege’nin kraliçesine kulak vererek bitirelim.

Kediler ve Dalgalar – VII

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s