Ne Olacak bu Kapitalizmin Hali?

19. yüzyıl bir deney yüzyılıydı. Dünyada tarihsel ölçekli büyük dönüşümlere neden olan sanayi devrimi de bu deneylerin bir sonucuydu. Tarihçi Eric Hobsbawm bu dönemi şu sözlerle ifade ediyor:

“(Erken) dönemdeki önemli buluşlar basitti, karmaşık kuramların ya da anlaşılması zor bilgilerin değil, pratik deneyin ve yeni bir şeyin işleyip işlemediğini deneyerek görme konusunda istekli olmanın ürünleriydi.

19. yüzyıl edebiyatına baktığımızda bu deney olgusunun ürünlerini görürüz: Frankenstein, Dr Jeckyll & Mr Hyde, Dr. Moreau’nun Adası, vs.

Sanayi Devrimi İngiltere’de doğdu ve dalga dalga önce kara Avrupasına daha sonra Amerika, Japonya ve dünyanın her yerine yayıldı. 20. yüzyıla gelindiğinde dünya bir önceki yüzyıla göre tamamen değişmişti. Ancak yükselen dalga da kalıbını tamamlamıştı.

Sanayi Devrimi ile küresel bir imparatorluğa dönüşen İngiltere düşüşe geçmiş, kapitalizmin en önemli bunalımlarından biri yaşanıyordu. 1914 yılında birinci büyük savaş patladı. Büyük bir toplumsal travmaya neden olan bu savaş, kapitalizmin bunalımını çözmeye yetmedi. 1939 yılında ikincisi patlak verdi. 1914’den II. Büyük Savaş’ın sona erdiği 1945’e kadar geçen dönem, Karl Polanyi’nin sözleriyle ifade etmek gerekirse, 19. yüzyıl uygarlığının çöküş dönemiydi. Yeni Dünya Düzeni ancak bu savaş döneminden sonra kurulabildi. Bir taraftan da Rusya’dan Türkiye’ye, Çin’den (daha geç bir dönemde) Afrika’ya dünyanın her yerine devrimler dalgası yayıldı.

1945 yılından günümüze kadar geçen dönem sırasıyla, Soğuk Savaş, 70’lerin krizi, sovyet tipi sosyalizmin çöküşü ve neo-liberalizm dönemleri olarak isimlendirilebilir. 2000’lerin başından itibaren gelen son dalga, neo-liberalizm döneminin de kapanmakta olduğunu gösteriyor.

Tarihsel perspektiften bakıldığında sadece neo-liberalizm değil, teorik, pratik, toplumsal ve ahlaki olarak kapitalizm de çöküyor.

Son beş yıldaki ekonomik ve finansal gelişmeler apaçık gösterdi ki, “kurtarma paketleri”, ölçüsüzce bir finansal destek ve kredi genişlemesi olmadan kapitalizmin sürdürülebilmesi artık olanaklı değil. (Sürdürülmeye çalışılan ekonomik sistem, Adam Smith’in, John Stuart Mill’in kapitalizmi midir, o da ayrı bir konu.)

Ancak bu politikalar apaçık bir şekilde kaynakların bir kesimden diğer kesime transferi anlamına geliyor. Bu transferler toplumsal piramidin en geniş tabanını oluşturan milyonlarca insanın yoksullaşması, çok küçük azınlıkların olağanüstü zenginleşmesi demek. Bütün dünyada emek yoksullaşır ve niteliksizleşirken, gelir uçurumları tehlikeli bir şekilde büyüyor, servet edinme biçimi kapitalizmin ahlakı bakımından bile tartışmalı hale geliyor.

Dünyanın dört bir yanında patlak veren toplumsal huzursuzluklar, bu dönemin sonunu işaret etse de tarihin bu döneminin ne şekilde kapanacağına dair pek az ipucu var. Parasal destek ve genişleme politikaları ile daha dengeli, daha üretken, daha eşit, daha özgür bir döneme geçileceğine inanan pek yok. Zaten tartışılan da bu değil. Şimdilik sadece piyasa gemisinin bu şekilde daha ne kadar yüzdürülebileceğine yönelik tahminler, dilek ve temenniler ifade ediliyor.

Batı merkezli tarih anlayışına göre 21. yüzyılın ilk 13 yılı ekonomik krizlerle geçilmiş olsa da, bir barış dönemiydi. Oysa bu dönem tarihe, Ortadoğu ve Afrika için en kanlı dönemlerden biri olarak geçecek. Son on yıl içinde sadece Irak ve Afganistan’da bir milyona yakın insan öldü, iki milyona yakın insan yaralandı. Milyonlarca insan yerinden yurdundan oldu, hayat standartları dramatik ölçüde düştü. Libya, Mısır, Tunus, Bahreyn, Yemen, Suriye de dahil edildiğinde tablo daha da kararıyor.

Afrika’daki tablo, Ortadoğu ve Arap coğrafyasından daha iç açıcı değil. Nijer, Mali, Çad, Fildişi Sahilleri, Nijerya ve Sudan’da yaşanan çatışmalarda ölü sayısı tam olarak bilinmese de, yarım milyona yakın olduğu tahmin ediliyor.

I. Dünya Savaşı, dünya nüfusunun en yoğun olduğu Avrupa kıtasında patlak vermiş ve 20 milyon civarında insanın ölümüne neden olmuştu. Dünya nüfusunun daha seyrek olduğu Afrika ve Ortadoğu bölgesinde on yıl içinde 2 milyona yakın insanın ölümüne neden olan çatışmaların birinci dünya savaşından aşağı kalır bir yanı olmadığını söylemek abartı olmasa gerek. Kaldı ki, bu coğrafyanın durulduğuna dair bir sinyal de yok.

Şimdi ısınmakta olan başka bölgeler de var.

Doğu Çin Denizi’nde, Japonların Senkakus, Çinlilerin Diaoyus olarak adlandırdıkları adalar üzerinden gerginleşen Japon-Çin ilişkileri nedeniyle Pasifik bölgesi de ısınıyor. Japonya uzun yıllardan beri ilk kez yeniden militerleşiyor. Kuzey ve Güney Kore arasındaki ilişkiler hala gergin, daha güneydeki Tayland aylardır iç çalkantılarla sarsılıyor.

Dünya’nın en kuzeyindeki ilişkiler de her geçen gün sertleşiyor. Arktika üzerindeki hakimiyet kavgası Rusya, Kanada ve Norveç arasındaki ilişkileri gerginleştiriyor. Ukrayna’da yıllardır devam eden iç çekişmeler yakın zamanda bu ülkeyi parçalanmanın eşiğine getirebilir. Avrupa Birliği ise kuzeyi ile güneyi arasında açılan uçurum nedeniyle ağır yara almış durumda.

Birinci Dünya Savaşı’nın üzerinden bir yüzyıl geçmişken manzara bu. Dünya bir kez daha -belki bu kez 1914’den de sıkıntılı – bir döneme girmek üzere. Kapitalizmin ve sanayi devriminin doğuşuna yol açan deneysellik bir kaç yüzyıl içinde yeryüzündeki tüm kaynakların ve doğal yaşamın geri dönülmez biçimde tahrip edilmesine dayalı tüketime ve bu tüketim ilişkilerinin üzerine inşa edilmiş bir piyasa ekonomisine yol açtı.

Kapitalizmi nihai olarak çöküşe götürecek temel neden, sadece eşitsizliklere neden olan bir toplumsal yapı ortaya çıkartması değil. Elbette bu da bir nedendir, ancak kapitalizmin asıl zayıflığı, üzerine inşa edildiği temel varsayımdır. Kapitalizm özel girişimciliğe, sermaye ve servet edinme (mülkiyet) motivasyonuna, bu motivasyonun en iyi gerçekleştirileceği koşulun serbest piyasa olduğu anlayışına dayanır. Oysa insan, sadece mülkiyet edinme motivasyonu ile güdülenmiş bir varlık değildir. İnsan merak eder, öğrenmek ister, deneyler yapar, aşık olur, hayalleri ve idealleri vardır, bir şeylerin parçası ve tamamlayıcısı olmak ister, yeni fikirler, yeni ürünler icat etmeyi, bilinmeyen yerler keşfetmeyi, farklı deneyimleri yaşamayı ister. Kapitalizm için bunların hepsi ikincildir. Kapitalizm mükemmelin ancak servet edinmek ve mülkiyetine almak güdüsüyle yapıldığında ortaya çıkacağını varsayar.

Diğer taraftan pek çok durumda servet ve mülkiyet edinme güdüsü mükemmelin ortaya çıkmasına neden olmaz, tam tersine ket vurur. İçinden geçtiğimiz dönem, tam da böyle bir dönem; servet ve mülkiyet edinme motivasyonu ile insanın diğer tüm güdülerini baskılayan, engelleyen, çürüten ve nihayetinde insanları çözümsüz ve üretimsiz bir halde bırakan bir çağın içinden geçiyoruz.

capitalism

Örneğin ortalama bir pop kültür ürünü daha büyük servet yaratıyorsa, yüksek sanatla kim, niye uğraşsın? Bilimsel icat yapmak yoğun bir emek, zaman ve maliyet gerektiriyorsa ve nihayetinde bu icat bir servet yaratmayacaksa kim, neden icat yapmaya çalışsın? Parlak bir fikir, parlak bir eser piyasada alıcı bulamıyorsa, kim, neden fikir üretmek için çaba sarf etsin? Ve elbette servet edinmenin yolu zahmetli emekten, bıkmadan usanmadan denemekten, başlangıçta anlamsız ve saçma görünen fikirlere kafa yormaktan değil, piyasada talep gören vasat ürünlerden, fikirlerden, davranış modellerinden geçiyorsa kim, neden bu zahmetli ve yorucu işlere kalkışsın ki?

Her şeye rağmen hala yüksek sanatla, bilimsel deneyle, aykırı fikirler üretmekle uğraşan insanlar var. Onlar kapitalist ilişkilerin motivasyon ve desteğiyle değil, tam tersine kapitalist ilişkilerin engellerine rağmen bunları yapmaya çalışıyorlar. Onlar, ürünleri ticari bir değer taşımasa ve pek çok zaman uğraşları yaşamlarına ağır maliyetler getirse de geri adım atmıyorlar. Bir anlamda ilerlemenin bayrağını kapitalizme rağmen onlar taşıyorlar.

Dünya bu anlamda da yeni bir döneme giriyor: Bir tarafta servet edinmek ve servetini korumak için insanlığın tarihsel birikimini sonuna kadar tüketmek isteyenler, diğer tarafta insan doğasını sadece mülkiyet edinme duygusuna indirgeyen anlayışa rağmen tarihin çarkını ileriye doğru döndürmeye çalışanlar

Reklamlar

1 thought on “Ne Olacak bu Kapitalizmin Hali?”

Yorumlar kapatıldı.