Harry Potter, Twilight, Hunger Games

2000’lerde dünya yavaş yavaş değişirken, 21. yüzyılın ağır yükünü sırtlayacak yeni nesillerin kültür kodları da oluşmaya başladı. Son 12 yılda çocuk/genç edebiyatına damgasını vuran üç kitap serisi, hem duygusal arka planı, hem de 21. yüzyılın daha sonraki yıllarında yükselecek dalgaları omuzlayacak nesillerin zihinsel kodlarının yansıtması bakımından önemliydi.

 Çocuk/genç edebiyatına damgasını vuran ilk eser, İngiliz yazar J.K. Rowling’in 1990’larda yazmaya başladığı Harry Potter serisi oldu. Arka planda duygusal trend hızla yükseliyor, son zirvelerine yaklaşıyordu. Eğitimli beyaz yakalıların ilgi gösterdiği bilim-kurgu türü gözden düşeli çok olmuştu. Bilim kurgu, tipik bir üçüncü dalga edebiyat türüydü. Türün altın çağını yaşadığı 1930-1960 döneminde ve bu dönemin ardından gelen 1970-1980 geç döneminde, bilimsel temele sadık kalarak neredeyse hayal edilebilecek her şey hayal edilmiş, teknolojik gelişim bu hayallerin temelinde yükselmişti. 1980’lerden sonra hızla gözden düşmeye başlayan bilim kurgunun yerini fantezi türü almıştı. Fantezi, bilim kurgudan farklı olarak gerçekliğe ve bilimsel temele sadık değildi. Bu anlamda fantezi türü, itkisel yükselişin son evresi olan beşinci dalganın temel duygusal motivasyonlarını tipik bir şekilde içeriyordu.

J.K. Rowling öyküsünü, seriye de ismini veren 11 yaşındaki Harry Potter üzerine kurdu. Serinin her yeni kitabında Harry Potter büyüdü ve son kitabın yayınlandığı 2007 yılına gelindiğinde Potter artık çocukluk çağını geride bırakmış bir genç adamdı. Seri roman, belli belirsiz bir karamsarlık da taşıyordu. “İyi” ile “kötünün” mücadelesinde bazen kötü galip geliyor, ancak “kötü” hiç bir zaman kesin üstünlük sağlayamıyordu. Harry Potter serisi milyonlarca satmakla kalmadı, sinemaya da aktarıldı ve büyük başarı elde etti.

Edebiyat ve sinema dünyasında Harry Potter rüzgârları eserken, sosyal arka planda yıkıcı dalgalar birbirini izlemeye başlamıştı. Önce 2000 yılında zirveye ulaşan teknoloji balonu patladı. Ardından ABD’de ikiz kulelere, İngiltere’de metroya saldırılarla duygusal şoklar yaşandı. Aynı dönemde “terörizme karşı savaş” ismiyle Irak ve Afganistan’ın işgali başladı. Zihinlerdeki “kötü” yavaş yavaş “terörist Ortadoğulularda” cisimleşiyordu. 2003 yılından, son zirvenin görüldüğü 2007 yılına kadar “nostaljik” son iyimserlik dalgası yükseldi. Harry Potter filmlerinin 3, 4 ve 5. bölümleri bu dönemde çevrildi. 2007 yılında iyimserlik trendi son zirvesine ulaştıktan sonra yeni bir duygusal düşüş dalgası geldi. Bu kez dalga çok daha güçlüydü; ABD’de konut piyasası çöktü, banka ve şirket iflasları birbirini izledi. Kriz, ABD ile de sınırlı kalmadı, bütün dünyaya yayıldı. 2008 yılı, ağır bir ekonomik kriz ve borsa çöküşleriyle geçti.

Harry Potter kuşağının çocukluktan ilk gençlik dönemine adım attığı 2008 yılında Amerikalı yazar Stephenie Meyer’in romantik vampir serisi Alacakaranlık[1] en çok satanlar listesinde boy göstermeye başladı. Seri çok kısa bir süre içinde 100 milyon kopya sattı ve pek çok dile çevrildi. Alacakaranlık’ta vampirler korkutucu olmaktan çok uzaktı. Zaten seriyi oluşturan romanlar da korku/dehşet türünün özelliklerini taşımaktan ziyade, bir aşk öyküsü etrafında kurgulanmıştı. 2008 ile 2011 yılları arasında seri, sinemaya uyarlandı ve azımsanmayacak bir başarı elde etti. Aynı dönemde Harry Potter serisinin 6, 7 ve 8. bölümleri gösterime girdi.

2009-2011 döneminde sosyal arka plan ve finansal trendler ayrışmaya başlamıştı. Sosyal arka planda yükselen trendler kötümserliğe, finans dünyasına yükselen trendler umuda işaret ediyordu. Bu dönemde ABD’de Occupy Wall Street, Avrupa’da işçi, öğrenci eylemleri ve protestolar yükseldi. Japonya’daki üçlü felaket, Kuzey Afrika/Ortadoğu’daki isyan dalgası, Hindistan’da politik skandallara, Rusya’da Putin yönetimine karşı protestolar, sosyal arka planda yaşanan huzursuzluğu yansıtıyordu. Finans dünyasında yükselen dalga ise, 2008 çöküşüne tepki olarak ilerleyen umut rallisiydi.

2011 yılının Mayıs ayındaki zirvelerden bir düşüş dalgası daha geldi. Bu dalga Avrupa borç krizini arkasına alarak yükselirken, kötümserlik yeniden arttı.

Suzanne Collins, Açlık Oyunları’nı[2] 2008 yılında yazmış ve yayınlamıştı. Ancak romanın yaygın ün kazanması, film uyarlamasının 2012 yılında gösterime girmesiyle gerçekleşti. Kısa zamanda en çok izlenen filmler listesinde birinci sıraya yükselen Hunger Games, Collins’in aynı serinin 2 ve 3. kitabı olarak yayınladığı 2009 tarihli Ateşi Yakalamak[3] ve 2010 tarihli Alaycı Kuş[4] kitaplarını da çok satanlar listesine soktu. Collins’in yarattığı dünya, Rowling ve Meyers’den farklıydı ve bilim kurguya biraz daha yakındı. Açlık Oyunları’nda yazar bize, geleceğin karanlık dünyasını anlatıyor. Bu dünyanın bir tarafında yoksulluk ve sefalet içinde yaşayan 12 bölge, diğerinde bu bölgelerin ürettikleri ile şatafatlı bir yaşam süren Capitol var. Her sene Capitol’de, 12 bölgeden seçilen ikişer çocuk, birbirleriyle öldüresiye bir rekabete girişiyor. 24 çocuktan 23’ünün öldüğü bu oyunu, sağ kalan son çocuk kazanıyor.

Rowling, Meyer ve Collins, 2000 ile 2010 arasında yarattıkları hayali dünyalarla bir kuşağı, çocukluktan ilk gençlik çağına kadar etkileyen üç önemli yazar oldu. Harry Potter’ın masalsı, Alacakaranlık’ın romantik dünyasının aksine, Açlık Oyunları’nın keskin sınıf farklılıkları ile ayrışmış dünyasında vahşet var. Harry Potter’la büyüyen kuşak, şimdi harıl harıl Collins’in bu adaletsiz dünyasında oynanan vahşet oyunlarını okuyor, izliyor.

Sosyonomik olarak bakıldığında üç seri roman/film de karmaşık duygusal trendleri yansıtıyor. Bir taraftan bakıldığında üç seride de karanlık bir ruh hali var. Harry Potter’da Lord Valdemort, Alacakaranlık’ta vampirler, Açlık Oyunları’nda keskin farklarla ayrışmış sınıflar ve birbirini öldüren çocuklar, bize mutluluk dolu dünyaları anlatmıyor. Diğer taraftan bakıldığında üç seride de umut ve iyimserlik var. Harry Potter’da kötülüğü yenen genç büyücü, Alacakaranlık’ta insan-vampir aşkı, Açlık Oyunları’nda Katniss ve Peeta’nın fedakârlığı ve oyunun kurallarını değiştirmeyi zorlayan mücadelesi, en olumsuz koşullarda bile iyiliğin kazanacağını söylüyor. Bu anlamda üç seri de, 2000-2012 döneminde yükselen duygusal trendlerin karmaşık fraktal yapısını yansıtıyor. Bu roman ve filmlerle büyüyen kuşaklar, bir önceki kuşaktan farklı kültür kodlarına sahipler. Onlar, Polis Akademisi, Rocky, Rambo, Hayalet Avcısı filmleriyle büyüyen ebeveynlerinden farklı olarak, insan tabiatının karanlık yanlarını konu alan bu roman ve filmlerden etkileniyorlar. Bu etkilenmenin doğal bir sonucu olarak da, ebeveynlerinin zamanında yükselen uçucu iyimserlik dalgalarına değil, “kötünün” de en az, “iyi” kadar, hatta ondan da güçlü olduğu bir dünyaya yönelik bakış tarzı geliştiriyorlar.

SC_01_10_2014

 

Son on yılda dalgaları hala yüksekte tutan umut da ortadan kalktığında, bu kültür kodları ile yetişen gençlerin dalgaları yükselmeye başlayacak. Bu dalgaların 1980 ve 90’ların dalgalarına benzemeyeceği çok aşikâr.

(11 Nisan 2012)

[1] Twillight

[2] Hunger Games

[3] Catching Fire

[4] MockingJay

 

Reklamlar

1 thought on “Harry Potter, Twilight, Hunger Games”

Yorumlar kapatıldı.