Cumhuriyet, Monomit ve Elliott Dalga Prensibi

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. yıldönümü olan 29 Ekim 1933’te,  büyük bir heyecanla şöyle diyordu:

Yurdumuzu dünyanın en mamur ve en medenî memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur.

2014 yılındayız ve geçmiş 91 senenin bir muhasebesini yapıyoruz. Yaşanan pek çok iniş çıkışa rağmen ekonomimizin bir yerlere geldiğini görüyoruz. Kentlerimiz 91 yıl öncesine göre çok daha mamur. Bilimde, sanatta, sporda çok mesafe aldığımız konusunda da kuşku yok. Ancak beklediğimiz ya da umduğumuz yerde miyiz? Sanırım değiliz.

Örneğin 2012 yılı UNESCO istatistiklerine göre, 25 yaş ve üstü nüfusumuz dikkate alındığında, okula hiç gitmemiş %6.1 (kadınlarda %10), ilkokulu bitirememiş %6.5 (kadınlarda %9.1), eğitimi orta eğitim ve altı %47.2 (kadınlarda %57.8) bir nüfus dağılımına sahibiz. Yüksek öğrenim görmüş nüfus oranımız sadece %12.9 (kadınlarda %10.9)

Örneğin 2014 yılı World Economic Forum istatistiklerine göre, cinsiyet eşitsizliğinde 142 ülke içinde 125. sıradayız.

Örneğin 2013 yılı Dünya Bankası istatistiklerine göre, bebek ölümlerinde binde 17, beş yaş altı ölümlerde  binde 19 ile Avrupa ülkelerinin, Rusya ve Çin’in gerisindeyiz ve Asya’nın yoksul ülkelerine yakın duruyoruz.

Örneğin 2011 yılı Dünya Bankası istatistiklerine göre, toplam ulusal gelirin %30.5’i en zengin %10’a, %5.8’i en yoksul %20’ye gidiyor.

Örneğin ihracatımızın sadece %2’si yüksek teknoloji ürünlerinden oluşuyor. Araştırma geliştirme alanında çalışan nüfusumuz bir milyon kişide 173 (Bulgaristan 445, Yunanistan 570, Hırvatistan 615, Almanya 1683, Fransa 1868)

Kadına yönelik ayrımcılık ve cinayetlerle, iş kazalarında ölen işçilerle, cezaevlerini dolduran gazetecilerle, internet ve televizyon sansürleriyle, yüksek barajlı ve pek çoğu tartışmalı seçimler ve mahkeme kararlarıyla, tekelleşen ve tek seslileşen medyayla, trafik keşmekeşine boğulmuş, beton yığını kentlerle Cumhuriyetimizin 91. yılında bulunmayı hayal ettiğimiz yer elbette bu değil.

Kimilerine göre Cumhuriyet başarısız bir projeydi, kimine göre tarihsel akış içinde sadece bir “parantez içi” idi, kimine göre ise daha kuruluşunda temeli çürüktü.

Acaba gerçekten de böyle mi?

Toplumlar da insanlar gibidir; doğar, belli aşamalardan geçer, büyük insanlık ailesi ile şu veya bu şekilde temas eder, daha sonra yerlerini başka toplumlara bırakmak üzere ortadan kalkarlar.

Cumhuriyetimizin 91 yıllık yolculuğu, tarihin çok özel bir döneminde yaşamış bir toplumun “başarısız” deneyimi miydi? Yoksa …

Amerikalı mitolojist Joseph John Campbell Kahramanın Sonsuz Yolculuğu (The Hero with a Thousand Faces) isimli kitabında dünyanın bütün mitolojilerindeki “kahramanların” aslında tek bir arketip kahraman olduğunu söylüyor ve bütün mitlerde aynı kalıpları izleyen “kahramanın yolculuğu”nu monomit olarak isimlendiriyor.

Buna göre kahraman yolculuğuna sıradan dünyada, sıradan bir insan olarak başlar. Sonra sıradan dünyanın sıradan insanları için garip güç ve olaylarla dolu bir dünyadan çağrı alır. Ancak kahramanın bu dünyaya katılabilmesi için tek başına ya da birilerinin yardımıyla belli aşamalardan geçmesi gerekir. Hatta kahraman bazı zamanlarda öylesine zor durumlarla karşılaşır ki, bu zor durumları aşması ve hayatta kalması gerekir. Bazı mitlerde kahraman bu zor durumlarda “ölür” ve yeniden “dirilir”. İşte bütün bu zor durumlarla mücadeleler, hatta bazen ölüm ve dirilmelerin sonucunda kahraman “sıradanlığı” aşar ve daha önce kendisinde olmayan bir özellikle ödüllendirilir. Eğer sıradan dünyaya dönmeye karar verirse, bu aşamada da baş edilmesi güç zorluklarla karşılaşır. Ancak artık kahraman sıradan biri değildir; kendisine “ihsan edilen” bir (veya birden fazla) özellik sayesinde daha büyük işler yapmaya girişir. Sıra dünyayı değiştirmeye ve daha iyiye götürmeye gelmiştir.

Campbell’a göre monomit budur. Yeryüzünde yazılan romanların çoğunun kahramanı da bu “kahraman döngüsü” aşamalarından geçer.

Yukarıda anlatılan döngü, aynı zamanda Elliott Dalga Prensibi’nde tarif edilen dalga aşamalarının ta kendisidir: Birinci Dalga’da kahraman sıradan bir insandır. Eski zaman klişeleri ve alışkanlıklarıyla yaşayıp giderken bir şeyler değişir. Kahramanımız arayışlara başlar. Sonra “sıradan dünya”dan farklı, sıradan insanlar için “garip” güç ve olaylarla dolu bir dünyadan çağrılar almaya başlar. Bu dünyaya yöneldikçe değişir, değiştikçe garip güç ve olaylarla dolu dünyanın çağrıları sıklaşarak artar. Ancak kahramanın, bu muazzam dünyaya katılabilmesi için aşması gereken zorluklar vardır. Bu zorluklara İkinci Dalga diyoruz. İkinci Dalga öylesine zorlu bir dalgadır ki, kahraman zaman zaman sendeler, hatta “ölür”, ancak sonunda bu zorlukları muhakkak aşar ve yeniden “dirilir”. İşte o aşamadan sonra kahraman artık yepyeni ve sıradan insanlardan farklı özelliklerle donanmış biridir. Sahip olduğu bu yeni güçlerle dünyaya “geri döner” ve dünyayı değiştirmeye, daha iyiye götürmeye başlar. Bu aşamanın Elliott Dalga Prensibi’ndeki adı Üçüncü Dalga’dır. Üçüncü dalga muazzam bir dalgadır ve aynı zamanda bilinen dünyadan kopuştur.

Bu perspektiften bakıldığında 91. yılında Cumhuriyetimiz, dikkatsiz bir gözlemciye “tükeniş”, “yok oluş” gibi görünen İkinci Dalgasındadır. Karşılaştığı bütün zorlukları aşacak ve bir sonraki “diriliş” aşamasında muazzam bir sıçrama ile Üçüncü Dalgasına başlayacaktır.

Kurucunun şüphesi yoktu, sizin de olmasın:

“Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”

Reklamlar

2 thoughts on “Cumhuriyet, Monomit ve Elliott Dalga Prensibi”

  1. Çok üzüldüğüm olaylar olduğunda, genelde senin sakin duruşun aklıma gelir. Anlık heyecanlara, fevri değerlendirmelere kaptırmam bu sayede kendimi. Yazıyı okuyunca “inşallah” dedim 🙂

    Beğen

  2. Geri bildirim: Yükseliş ve Düşüş

Yorumlar kapatıldı.