CERN Deneyleri, Higgs bozonu arayışı ve Türkiye için dersler

Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) 2008 yılında, Fransa-İsviçre sınırında, yerin 100 metre altında, 27 kilometre uzunluğundaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda deneyler yapmaya başladı. Çarpıştırıcının yapımı, yaklaşık 10 sene sürmüş ve 4.75 milyar dolar harcanmıştı.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısının 9.300 civarında mıknatısı vardı ve bu mıknatıslar, mutlak sıfırın 2 derece üstüne, -271 °dereceye kadar soğutuluyordu. Böylece protonlar ışık hızının %99.99’unda hareket ediyordu. Proton demetlerini çarpıştırmak için kullanılan enerji, 120 megaWatt düzeyindeydi. Bu miktarda enerji, orta büyüklükteki bir kentte bütün evlerin tükettiği enerjiye eşdeğerdi.

Deneyler için yılda harcanan para 5.5 milyar dolardı ve CERN bu miktarın %20’sini karşılıyordu. Kalanı uluslararası işbirliğinden gelen katkıydı. Bilgisayarlara harcanan para yılda 286 milyon dolar, elektriğe harcanan para 23.5 milyon dolar düzeyindeydi. Toplam işletme gideri ise kabaca 1 milyar dolar civarındaydı.

Higgs bozonunu bulmak için harcanan para (2012 yılına kadar) 13.25 milyar doları buldu. Bu para, ağırlığı Almanya, Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, İspanya olmak üzere CERN üyesi ülkelerin bütçelerinden geldi. İlaveten, büyük kurumlar, üniversiteler ve ABD, Hindistan, Rusya gibi gözlemci ülkeler de parasal katkılarda bulundu.

4 Temmuz 2012’de yeni bir parçacığın gözlemlendiği duyuruldu. Bu parçacığın Higgs bozonu olduğu tahmin ediliyordu. Ancak gözlemlenen parçacığın Standart Model‘de öngörülen Higgs bozonu olup olmadığına karar vermek için bir miktar daha zamana ihtiyaç vardı.

2013 yılı Nobel Fizik ödülü, “atomaltı parçacıkların kütlesinin kökenine dair anlayışımıza katkıda bulunan ve yakın zamanda CERN’in Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda ATLAS ve CMS deneyleri ile tahmin edilen temel parçacığın keşfedilmesiyle teyit edilen mekanizmanın teorik keşfinden dolayı” François Englert ve Peter W. Higgs‘e verildi.

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı 2013 başında iki yıllığına bakıma alındı.

Bu olağanüstü bütçe ve halka ilişkiler programı eşliğinde yürütülen projeyle hedeflenen neydi? Teknolojik devrime, ya da en azından ilerlemeye yol açacak bir buluş mu?

Bu sorunun cevabı hayır. Higgs bozonunun bulunması, kamuoyuna yansıtıldığı haliyle zaman makinesinin yapımına, ya da yıldızlara yolculuğa yol açmayacak. Sadece “bilgi” elde edilecek ve bilimsel araştırmaların bundan sonraki rotası belirlenecek.

Bunu kamuoyuna anlatmak elbette çok güç, çünkü pek çok insan, hele ki ağır bir krizin ortasında, bu miktarda paranın neden harcandığını soruyor.

Ulaştığımız aşamada bilimsel bilgiyi arttırmanın başka yolu yok. Artık bilgi dağarcığımıza yeni bilgiler eklemek için çok daha büyük bütçelere, daha karmaşık ekipmana ve sayısı on binleri bulan araştırmacıya ihtiyaç var. Ulaşılması hedeflenen bilgi ise, kısa zamanda ve doğrudan teknolojik ilerlemeye katkıda bulunmayacak, sadece bir bilimsel “aşamayı” geçmeye yarayacak. Kapitalizmin açmazlarından biri de bu işte.

Kamuoyunu CERN deneyleri için harcanan paralara ikna edebilmek için, bu ölçekteki bütçenin, ekipmanın ve bilim insanının neden seferber edildiğini, zaman makinesi, ışınlanma, yıldızlara yolculuk gibi hikayelerle süslemek gerekiyor.

2011 yılında, CERN deneyleri devam ederken ve François Englert ve Peter Higgs henüz Nobel Fizik ödülüne layık görülmemişken, CERN deneyleri fiyasko ile sonuçlanırsa başlıklı bir yazı yazdım. Bu yazıda kuşkularımı dile getirdim. Çıkış noktam şuydu: Avrupa’nın borç krizi ile boğuştuğu o günlerde deneylere olağanüstü bütçeler ayrılıyor, bu da kaçınılmaz olarak, kamuoyunda itirazların yükselmesine neden oluyordu. Kamuoyu, bu deneyler başarıyla sonuçlansa bile, insan hayatını kısa zamanda değiştirecek teknolojik sonuçlar elde edilemeyeceğini bilmiyordu. Özellikle son 50 yılda bilim, kapalı bir kast sistemi içinde örgütlenmiş olan akademik elitin eline geçmiş, bilimsel düşünceden kopmuş kalabalıklar uzun yıllar boyunca köhneleşmiş eğitim politikaları nedeniyle bilimsel terminolojiye iyice yabancılaşmıştı. Tüketim toplumu her şeye, sığ maliyet/fayda bakış açısıyla bakıyordu.

CERN deneyleri kısa vadede büyük teknolojik yeniliklere yol açacak buluşlar hedeflemiyordu. Diğer taraftan deneylerin başarılı olması, insan uygarlığının orta vadede çok önemli sonuçlara yol açacak yepyeni bir rotaya girmesi anlamına geliyordu. Bu sürecin muhakkak pek çok iniş çıkışı olmalıydı.

2014 yılının Kasım ayında bir grup bilim insanı, CERN deneylerinde gözlemlenen parçacığın Higgs bozonu olmayabileceğini ileri sürdü. Bu iddia, eski tartışmaları yeniden canlandırabilir. Eğer iddia kanıtlanır ve deneylerde gözlemlenen parçacığın Higgs bozonu olmadığı anlaşılırsa epeyce gürültü kopabilir.

1960’ların uzay yarışı, aya ayak basılmasının ardından uzun bir durgunluğa girmiş, 1986 yılındaki Challenger uzay mekiği kazasıyla yaklaşık 15 yıl ertelenmişti. Bir ekonomik durgunluk ve kriz döneminin ortasında CERN deneyleri ve Higgs bozonu arayışlarına yönelik hayal kırıklığı, çok daha uzun sürecek bir bilimsel durgunluğa yol açabilir. Bu muhtemel durgunluk, sadece CERN bütçesinin kısıtlanmasıyla da kalmayacak, akademik dünyanın tamamını etkileyecektir. Bu süreç, 18. yüzyıldan beri oluşan akademik/bilimsel statükonun ve bilim dünyasını tekeline alan bilim elitinin çöküşüne kadar gidebilir.

Diğer taraftan deneyler ve Higgs bozonu arayışı başarılı olursa, yeryüzünde uygarlık en az 19. yüzyıl aydınlanmasına benzer bir döneme girecek, insanın içinde yaşadığı evrene dair algısı radikal bir şekilde değişecektir. Bu başarı belki kısa vadede bilim elitinin hanesine yazılacak, ancak orta/uzun vadede aynı sonucu doğuracaktır. Çünkü 19. yüzyıl aydınlanması nasıl Ortaçağ din elitini ortadan kaldırdıysa, 21. yüzyıl aydınlanması da kaçınılmaz olarak yukarıdan aşağıya örgütlenmiş Sanayi Toplumunun bilim elitini ortadan kaldıracaktır.

Bilimsel gelişmenin ulaştığı aşama, insan uygarlığına başka bir seçenek tanımıyor. Kastlaşmış ve şirketleşmiş bir bilimsel/akademik elitle bilimsel gelişmenin ulaşabileceği sınırlardayız. Bu sınırların ötesine geçebilmek için toplumsal ve zihinsel bir devrime ihtiyaç var.

Her iki durumda da dünya, en az bir kaç neslin yaşamını etkileyecek çok ciddi bir algısal kırılmanın eşiğinde. Başka bir deyişle, insan uygarlığı en az bir yüzyıllık bir rota arayışında.

Peki, böylesine kritik bir eşikte Türkiye ne yapıyor? Okur-yazarlarımız nelerle uğraşıyor?

Ne yazık ki bu sorunun cevabı iç karartıcı: Türkiye grotesk adamların ikinci sınıf komplo teorileri ve bir (hatta birkaç) yüzyıl öncesine ait demode tartışmalarıyla vakit kaybediyor. Dünyada olağanüstü bir toplumsal ve zihinsel değişimin temelleri oluşurken, Türkiye “meleklerin cinsiyetini” tartışıyor.

Kaybedecek daha fazla zamanımız yok. Grotesk adamları, grotesk gündemleriyle baş başa bırakarak yüzümüzü dünyada yaşanan büyük değişime çevirmek zorundayız.

Reklamlar