7 Haziran 2015 Milletvekili Seçimlerinin Değerlendirmesi -1. Bölüm

7 Haziran 2015 milletvekili seçimlerini özetleyen söz bu olsa gerek: Bir dönemin sonu. Bu yargıya nasıl vardığımı ayrıntılı bir analizle ortaya koyacağım.

Secim-1

 

AKP daha önce hiç bir partinin başaramadığını başarmış, arka arkaya üç seçimde oylarını arttırmıştı. (2002,2007, 2011) 2015 genel seçimlerinde bir başka rekoru daha kırdı ve dördüncü kez birinci parti oldu.

Daha önceki milletvekili seçimlerinde rekor Demokrat Parti’deydi. DP 1950, 1954 ve 1957 seçimlerinden birinci parti çıkmış, ancak üçüncü seçimde oyları %57’den %47’ye düşmüştü. AKP 2011 yılında üçüncü kez birinci parti olarak çıkmayı başarmakla kalmamış, oylarını daha da arttırmıştı. 2015 seçimlerinde oyları 9 puan düşse de, AKP bu seçimden de (kendisini ikinci sıradan takip eden partinin 15 puan üstünde) birinci parti olarak çıkmayı başardı.

Bu sonucu sağlayan teknik dinamik, yukarıdaki grafikte kolayca görülebiliyor; 1950-2002 döneminde seçimlerden birinci çıkan partilerin oyları, düzgün bir düşüş kanalı içinde gerilemiş, kanalın üst bandı 2007 seçimlerinde kırılmıştı. Kanal direncinin kırılmakta olduğunun ilk sinyali 2004 yerel seçimlerinde gelmiş, AKP o seçimlerde %41.67 oranında oy almıştı. AKP’nin oy arttırma trendi 2007 ve 2011 genel seçimlerinde devam etmiş, hatta 2012 yılında yapılan kamuoyu yoklamalarında %52-53 seviyelerine kadar tırmandığı tespit edilmişti. Başka bir deyişle, 2011-2014 döneminde seçim olmadığı için tablolara yansımamış olsa da, AKP muhtemelen Demokrat Parti’nin 1950 ve Adalet Partisi’nin 1965 seçimlerindeki oy yüzdelerini geçmiş, belki de Demokrat Parti’nin 1954 seçimlerindeki %57.50’lik rekoruna çok yaklaşmıştı. AKP’nin 2014 yerel seçimlerinde aldığı %43.4 ve 2015 genel seçimlerinde aldığı %40.8 oy, 2012 ve 2013’de tablolara yansımamış oy desteğindenden düşüşün boyutlarını göstermesi bakımından önemlidir.

O halde ulaşmamız gereken ilk sonuç şudur: AKP 2013 yılından beri, çok ciddi bir oy zirvesinden düşüyor.

Yukarıdaki grafikte de görüleceği üzere, 1950-2002 döneminde sandık sonuçlarına yansıyan düşüş, en az iki seçim sürüyor, üçüncü seçimde birinci sırayı alan parti muhakkak değişiyordu. Örneğin DP 1954 yılında zirve yaptıktan sonra 1957 seçimlerinde oylarını azaltmış, 1961 seçimlerinde birinciliği CHP’ye kaptırmıştı.  AP 1965 yılında zirve yaptıktan sonra 1969 seçimlerinde oylarını azaltmış, 1973 seçimlerinde birinciliği CHP’ye kaptırmıştı. ANAP 1983 seçimlerinde zirve yapmış, 1987 seçimlerinde oylarını azaltmış, 1991 seçimlerinde birinciliği DYP’ye kaptırmıştı.

Eğer geçmiş yıllardaki istatistik devam ederse, AKP’nin 2011 seçimlerinde zirve yaptığı, 2015 seçimlerinde oylarını azalttığı göz önüne alınarak bir sonraki seçimlerde birinciliği kaptırabileceği düşünülebilir. Ancak bu varsayım oldukça tartışmalıdır, çünkü 2002’den beri, 1950-2002 dinamiğinden tamamen farklı bir oy verme dinamiği işliyor. 2002-2011 döneminde geçmiş istatistiklerin dışında işleyen oy verme dinamiği bir sonraki seçimde de işleyebilir ve AKP bir sonraki seçimden de birinci çıkabilir.  Dolayısıyla hızlı bir tahminde bulunmak yerine, oy verme dinamiklerinin diğer unsurlarına da bakmak gerekiyor.

Secim-2

 

Düşüş kanalının dışındaki “serbest hareket” bölgesine çıkan birinci parti oylarının aksine, ikinci parti oyları hala düşüş kanalının içinde ve kanal üst bandı “direnç” olmaya devam ediyor.

Bu grafik, teknik analizin temel ilkelerini bilenler için çok şey anlatıyor: Uzun vadeli bir direnç kırıldığında, hareket bandı yukarıya doğru ciddi oranda açılır. (Birinci parti oylarının kısa zamanda %35’den %50’ye sıçramasının nedeni budur; 2015 seçimlerinden de birinci çıkan AKP, hala direnç üstündeki “serbest hareket” bölgesinde.) Seçimden önce %27-28, hatta bazı kamuoyu yoklamalarında %30 sınırında görünen CHP oylarının sandıktan %25 olarak çıkmasının basit bir teknik açıklaması var: Karar aşaması geldiğinde, teknik dinamik realize olur.

İkinci parti oylarının arka arkaya iki seçimde kanal sınırında kalması, bir sonraki seçimde muhtemelen bu bölgeden uzaklaşacağını gösteriyor. Benzeri 1965-1969 seçimlerinde ve 1995-1999 seçimlerinde olmuştu. O seçimlerde ikinci partinin oyları kanal alt bandına dayanmış, bir sonraki seçimde banttan uzaklaşmaya başlamıştı.

Dolayısıyla, bir sonraki seçim için iki ihtimalden söz edilebilir: Sandıktan ikinci çıkacak partinin oyları ya %23-24’den daha az (ve muhtemelen %20 civarında) olacak, ya da %37-38 civarına sıçramaya başlayacak. (İlk seçimde değilse bile, ikinci seçimde bu bölgeye sıçraması beklenir.)

Secim-3-650x535

 

7 Haziran’dan önce yapılan kamuoyu yoklamaları, oylarını hızla arttıran partilerden birinin MHP olduğunu gösteriyordu. Nitekim MHP seçimden oylarını %30 civarında arttırarak çıktı. Bu sonucun da çok basit bir “teknik” açıklaması var: 2015 seçimlerinden üçüncü parti olarak çıkan MHP 1983 seçimlerinden beri etkili olan alçalan trend çizgisini kırdı ve sıçrama yapabileceği bir bölgeye çıktı. Bu bölge yukarıda %21-23’e kadar açık.

Secim-4

 

HDP 7 Haziran seçimlerine bağımsız adaylarla değil, parti olarak katılma kararı verdiğinde çok ciddi bir risk almıştı. 1999’dan beri ilk üç dışında kalan partilere giden oylar hızla azalıyordu. 2011 seçimlerine oyların %89’u ilk üç partide konsolide olmuş, geri kalan partilere (ve bağımsızlara) sadece %11 civarında oy kalmıştı.Aynı trend devam etse idi, HDP ilk üç dışında kalan bütün oyları alsa bile %10 ülke barajının altında kalabilirdi. Ancak 15 yıldır devam eden trend yön değiştirdi ve İlk üç sırayı alan partilerin toplam oyları %82.29’a gerilerken, “diğer” partilere giden oyların toplamı %17.71’e yükseldi. HDP, bu yüzdenin aslan payını (%13.43) alarak ülke barajını geçmekle kalmadı, parlamentonun üçüncü büyük partisi haline geldi.

İlk üç sırayı alan partilerin haricinde kalanlara yönelen oy yüzdesi, önümüzdeki seçimlerde %23-25’e kadar artabilir.

Yukarıdaki dört grafiği beraberce yorumladığımızda, geçmiş 13 yıl boyunca ilk iki partiye yönelen oyların azalma trendine girdiğini, önümüzdeki seçimlerde yeniden üçüncü, dördüncü (ve belki de beşinci, altıncı) partilere yönelmeye başlayacağını söyleyebiliriz.

matris-2015

 

7 Haziran seçimleri, Fibonacci matrisine işlendiğinde, oy verme eğilimlerinin 2011’den bu yana C3 bölgesinden D2 bölgesine yöneldiğini görüyoruz. (Matrisin hazırlanma ve yorumlanma mantığını incelemek için bkz. Oy Verme Eğilimlerinin Fibonacci Analizi, T.Ş.) Bu bölge, iki partinin (nispeten) düşük yüzdelerle yarıştığı, üçüncü ve dördüncü partilerin de ilk iki partiye yakın oy aldığı seçimleri temsil eden bir bölgedir. Oylar ilk iki parti haricinde kalanlara doğru dağılmaya devam ederse, D1 ya da E bölgesine geçilecek. Bu bölgeler, koalisyonları, çok şiddetli siyasal rekabeti ve seçim sistemi tartışmalarını öne çıkartır.

Bu durumda, önümüzdeki yıllar için ilginç bir siyasal tablo çıkıyor. Eğer yüksek ülke barajı kaldırılmaz, ya da makul bir seviyeye indirilmezse, dört partinin %20’lerde yarıştığı seçimlere şahit olabiliriz. Seçim barajı kaldırılır, ya da makul bir seviyeye indirilirse, bu durumda da oyların büyük yüzdesinin 7-8 partiye dağıldığı bir siyasal tablo çıkabilir. Önümüzdeki yıllarda oyların iki partide toplandığı bir sistem mümkün görünmüyor.

Secim-5

 

Yukarıdaki grafik, 2011 seçimlerinde üç trendin zirveye ulaştığını ve 2015 seçimlerinde yön değiştirdiğini gösteriyor:

1) Oyların ilk iki partide toplanma trendi 2002 seçimlerinde %40 seviyesinden başladı, 2011 seçimlerinde %75.87’de zirve yaptı (2015’de %65.92)

2) Oyların birinci partiye yönelme trendi 1995 seçimlerinden sonra %21 seviyesinden başladı, 2011 seçimlerinde %50 sınırında sona erdi (2015’de %40.86)

3) Seçimlerde ilk sırayı alan partiler arasındaki oy farkının açılma trendi 1995 yılındaki %1.73 seviyesinden başladı, 2007 seçimlerinde %25.7 seviyesinde sona erdi. (2015’de %15.8)

Önümüzdeki dönemde muhtemelen, (i) birinci partinin oyları %40’ın altında (ii) ilk iki partinin toplam oy yüzdesi %60 civarında, (iii) ilk iki sırayı alan partilerin oy farkı %7-8 mertebesinde olacaktır.

Mevcut trendleri bu şekilde inceledikten sonra, bir de büyük resme bakalım:

Secim-000-650x623

 

1950-1983 dönemi, önce DP ile CHP’nin, daha sonra AP ile CHP’nin yarıştığı iki partili bir dönemdi. 1960 ve 1972 askeri müdahaleleri oy verme trendlerini değiştirmemişti. Önce DP ve CHP, daha sonra AP ve CHP yıllar içinde gitgide azalan oy yüzdeleri ile yarışırken, dönemin sonunda seçimlerden üçüncü ve dördüncü çıkan partiler, hükümet kurabilmek için anahtar haline geldiler.

1980 askeri müdahalesinde partilerin hepsi kapatıldı ve seçim sistemi değişti. Yüksek ülke barajına rağmen, 1983-2002 dönemi, seçimlerde çok sayıda partinin yarıştığı bir dönem oldu. Bu dönemin en sonunda %22 oy alan DSP ve %18 oy alan MHP, %13 oy alan ANAP’ı da alarak bir üçlü koalisyon kurdu. Üç partiden oluşmasına rağmen koalisyonun oy desteği sadece %53’tü. Bu dönem 2000-2003 finansal kriziyle kapandı.

2002 seçimlerinde AKP, CHP hariç diğer bütün partilerin ülke barajının altında kalmasının sayesinde, oy desteğinin çok üzerinde bir temsil oranına ulaştı. 2002 seçimlerinde %19.4 oranında oy almış zayıf muhalefet karşısında elde ettiği tek parti olanaklarını sonuna kadar kullanan AKP, daha sonraki seçimlerde oylarını hızla arttırdı ve Türkiye’nin seçim tarihinde bugüne kadar hiç görülmemiş bir anomali sayesinde bir “tek parti egemenliği” kurdu.  (Yukarıdaki grafik, yaşanan durumun neden anormal olduğunu, herhangi bir ilave izaha gerek bırakmadan apaçık gösteriyor.) 2007 genel seçimlerinden sonra MHP’nin ülke barajını aşması, DTP’nin de bağımsız adaylarla parlamentoya girmesi sonucunda dört partili bir sistem oluştu. Bu sistem 2011 ve 2015 seçimlerinden sonra da devam etti. Ancak 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin oy patlaması ile %10’luk ülke barajını aşması ve 80’in üzerinde milletvekilliği kazanmasıyla 2002 yılından beri ilk kez tek parti iktidarı kurulamıyor. Böylece hem oy verme eğilimlerinde, hem de Türkiye siyaset tarihinde bir dönem kapanıyor, yeni bir dönem başlıyor.

Seçmen davranışlarının matematiğini böylece analiz ettikten sonra, bir sonraki yazımda sosyonomik arkaplana ve seçimlerde ortaya çıkan dinamiğin ekonomi-politiğine bakacağım. Böylece hem içine girilmekte olan dönemin niteliğini anlamak, hem de olan biteni sosyonomik tarih şemasına oturtmak mümkün olacak.

Reklamlar