Britanya İşçi Partisi tarihinde dönüm noktası, Jeremy Corbyn’in yükselişi

“Corbyn hızla büyüyen Yeşiller’in rekabetine cevap verebilecek mi? İşini kaybederek, göçmenlere duydukları öfkeyle UKIP’e yönelenleri yeniden İşçi Partisi’ne çekebilecek mi? Neo-liberal bir merkez partisine dönüşerek İskoçya’dan silinme yoluna giren İşçi Partisi’ni yeniden ayağa kaldırabilecek mi? İngiltere’de hızla şişen emlak balonunu söndürerek, düşük ve orta gelirli insanlara yeniden konut edinme olanaklarını sağlayabilecek mi? “Aşırı solcu” fikirleri nedeniyle kendisine öfkeyle yaklaşan lobilerin baskılarına direnebilecek mi?”

Reklamlar

Sanayi Devrimi’nin ve bireysel özgürlüklere dayalı demokrasinin anayurdu Birleşik Krallık son yıllarda gündemde ağırlıklı olarak iki konuyla yer tutabiliyordu: İskoçya’da, Birleşik Krallık’tan ayrılma yönünde güçlenen milliyetçi akımlar ve Britanya’nın bütün kentlerini etkileyen ve Londra’da bir emlak balonuna dönüşen konut fiyatlarındaki artış.

UKBirleşik Krallık 1 Mayıs 1707 tarihinde İngiltere Krallığı ile İskoçya Krallığı’nın birleşmesi ile kurulmuş, 1 Ocak 1801 tarihinde İrlanda Krallığının da birliğe katılmasıyla Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı‘na dönüşmüştü. (6 Aralık 1922 tarihinde İrlanda’nın ayrılmasının ardından birlik, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı adını aldı.)

1707 yılında oluşturulan birliğin ardından Britanya hızla değişmiş, köylü bir ortaçağ toplumundan kentli, modern bir topluma dönüşmüş, 18. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşen sanayi devrimiyle beraber dünyanın en önemli siyasal ve ekonomik gücü olmaya yönelmişti. 19. yüzyılın başında Napolyon Savaşları‘nda Fransa’nın yenilgiye uğratılmasının ardından Birleşik Krallık dünyanın en güçlü emperyal gücüne dönüştü. Özellikle olağanüstü deniz hakimiyetiyle Birleşik Krallık yeryüzünde, Pax Britannica [1.Britanya Barışı] olarak bilinen, bir yüzyıllık bir egemenlik kurdu.

Bu dönem, aynı zamanda çok sert sınıf savaşlarının ve toplumsal mücadelelerin de tarihidir. 18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın başında, Sanayi Devrimi ile beraber milyonlarca köylü kentlerin varoşlarına yığılmış, çok zor koşullarda çalışan sanayi işçilerine dönüşmüştü. 19. yüzyılın sonlarında Britanya’da vahşi kapitalizm[2. Vahşi kapitalizm, kapitalizmin en denetimsiz ve ölçüsüz zamanlarını tarif etmek için kullanılan bir terimdir; kadın ve çocuk işçilerin madenlere indirildiği, işçilerin her türlü hijyen ve sosyal güvenceden yoksun koşullarda, sınırlandırılmış haftalık çalışma saati, tatil, izin gibi haklardan tamamen yoksun bir şekilde çalışmaya zorlandığı bir kapitalizm türünü adlandırmak için kullanılır. Vahşi olmayan bir kapitalizm türünün olup olmadığı, 19. yüzyıl benzeri bir “vahşi kapitalizmin yeniden hüküm sürmeye başlayıp başlamadığı gibi konular güncel tartışma konuları arasındadır.] hüküm sürüyor, sendikalarda örgütlenmiş işçiler ve küçük sosyalist gruplar güçlerini birleştirerek siyasal bir güce dönüşmeye çalışıyorlardı. 1895 yılında Bağımsız İşçi Partisi ilk kez 28 aday gösterdi, ancak toplamda sadece 44,325 oy alabildi. 1899 ve 1900 yıllarında sol eğilimli grupları ve işçi sendikalarını Britanya siyasetinde güçlü bir grup haline getirmek üzere bir araya getirme çabaları yoğunlaştı. Bu arayışların bir sonucu olarak, 20. yüzyılın başında İşçi Temsilci Konseyi kuruldu. İTK 1906 seçimlerinde (muhafazakarlar karşısında işçi ve liberal adayların işbirliği sayesinde) 29 sandalye kazandı. Meclis’teki ilk grup toplantısının ardından resmi olarak İşçi Partisi adını aldılar ve böylece Avrupa siyasal tarihinin en köklü partilerinden biri 15 Şubat 1906 yılında resmen kurulmuş oldu.

Britanya İşçi Partisi zamanla, Avrupa’daki diğer pek çok sol/sosyalist/sosyal demokrat parti gibi sendikalarda örgütlü işçilerin, aydınların, sanatçıların, akademisyenlerin ve orta sınıf çalışanlarının geniş tabanlı koalisyonuna dönüştü. İşçi Partisi ilk kez 1923 seçimlerinden sonra iktidara geldi. Ramsay MacDonald, liberallerin de desteğiyle ilk İşçi Partisi (azınlık) hükümetini 1924 yılının Ocak ayında kurdu. Bu tarihten sonra da Britanya siyasal sistemi, bir tarafta Muhafazakar Parti, diğer tarafta İşçi Partisi olmak üzere iki parti ağırlıklı bir sisteme dönüştü. [3. Liberaller bir yüzyıl boyunca (1988 yılında Liberal Parti ile Sosyal Demokrat Parti’nin birleşmesinden sonra Liberal Demokratlar) Britanya siyasal sisteminin önemli bir unsuru oldular ve çok önemli roller üstlendiler. Ancak 1923 seçimlerine kadar Muhafazakarlar karşısındaki en önemli siyasal güç olan Liberaller, daha sonraki hiç bir seçimde %20-25’i aşamadılar.]

 

LabourPartyİşçi Partisi, başta emekçiler olmak üzere, tüm Britanya vatandaşları lehine çok güçlü kazanımlar elde etti. 1920’ler %20-25 bandındaki oyunu 1930’larda %30-40 bandına, 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra %45-50 bandına yükseltti. İşçi Partisi 1970’lerin ekonomik kriz ortamında oy yitirmeye başladı ve Yeni Sağ‘ın yükseldiği, Margaret Thatcher rüzgarlarının estiği 1980’lerde %25-35 bandına geriledi. 1997 seçimlerinde Tony Blair‘in liderliğinde %43.2 oy alan İşçi Partisi, 418 sandalye ile tek başına iktidara geldi. Blair 2007 yılına kadar İşçi Partisi’nin liderliğini yaptı. Bu dönemde parti üç kez seçim kazandı. Ancak oylar her seçimde geriliyordu.[4. İşçi Partisi 1997’de %43.2 oranında oy aldıktan sonra 2001’de %40.7’ye, 2005’de %35.3’e geriledi. Parti, 2010 seçimlerine Gordon Brown liderliğinde girdi ve 1983 seçimlerinden sonraki en düşük oy oranı olan %29.1 ile iktidarı kaybetti.] İşçi Partisi, Blair liderliğinde girdiği üç seçimi de kazanırken, partinin çizgisi belirgin bir şekilde sağa kaymıştı. Kuruluşundan beri Avrupa tipi demokratik sol/sosyalist bir çizgide duran parti, Tony Blair döneminde bir merkez partisine dönüşmüştü. Dünyada yükselen neo-liberalizm, 2003 yılında Irak’ın işgali, İngiltere’de hızla büyüyen gelir uçurumları, Blair dönemine damgasını vuran en önemli gelişmelerdi. Blair, geleneksel İşçi Partisi politikalarına sırt çevirme ve Thatcherizm‘e yakınlaşma nedeniyle çok eleştirildi.

2007-2008 ekonomik krizinden sonra 2,5 partiye dayalı geleneksel Britanya siyasetinde de önemli değişimler yaşandı. Daha önce Britanya siyasal yaşamında ciddi ağırlığı olmayan iki parti, İskoçya Ulusal Partisi SNP ve milliyetçi UKIP[5.Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi] yükselirken, Liberal Demokratlar’da hızlı, İşçi Partisi’nde göreceli yavaş bir düşüş başladı. David Cameron liderliğinde 2015 seçimlerini kazanarak tek başına iktidara gelen Muhafazakar Parti bile, 1980 ve 90’lardaki oy yüzdesi olan %40’lara ulaşamadı.

Nigel-FarageBritanya politik sisteminin çok ciddi bir sarsıntı yaşamakta olduğunun ilk sinyali 22 Mayıs 2014 Avrupa Parlamentosu Seçimi‘nde gelmişti. Milliyetçi UKIP %26.6 ile birinci olmuş, ve sandalye sayısını 13’ten 24’e yükseltmişti. Seçime katılım oranı %35.6 gibi çok düşük bir oranda gerçekleşmişti. Ed Miliband liderliğindeki İşçi Partisi %24.4, David Cameron liderliğindeki Muhafazakar Parti %23.1 oranında oy almıştı. Seçime düşük katılım, Britanya seçmeninin AB organlarının seçimini önemsemediğini gösteriyordu. Seçmenini sandık başına gönderebilen tek parti, Avro-septik UKIP olmuştu. Britanya basını günlerce UKIP’i ve partinin “tuhaf” görüşleri ve davranışları ile ünlü lideri Nigel Farage‘ı konuştu. UKIP, Avrupa genelindeki milliyetçi partilerin hepsinin ortak özelliklerini taşıyordu: Yabancı düşmanıydı, cinsiyetçiydi, homofobikti ve AB karşıtıydı.

İkinci sinyal 18 Eylül 2014’de yapılan İskoçya Bağımsızlık Referandumu’nda geldi. Referandum sonucunda bağımsızlık reddedildi. Ancak hayır oyları, toplam oyların %55.3’ü idi ve referandum öncesindeki kamuoyu yoklamaları Evet ve Hayır oylarının referandum günü yaklaştıkça birbirine yaklaştığını ortaya koyuyordu. [6. 2015 Eylül başında yayımlanan bir kamuoyu yoklamasına göre İskoçya’nın bağımsızlığına evet oyları, hayır oylarını geçerek %53’e yükseldi.]

7 Mayıs 2015 tarihinde yapılan genel seçime bu arka planda gidildi. Seçimden önce ülkeyi Muhafazakar Parti-Liberal Demokrat koalisyonu yönetiyordu. Seçimden hemen önce yapılan kamuoyu araştırmalarının tümü, İşçi Partisi ile Muhafazakar Parti’nin seçimi başa baş bitireceğini öngörüyordu. Kamuoyu yoklamalarının yarısına göre İşçi partisi, yarısına göre de Muhafazakar Parti, bir kaç sandalye fazlasıyla birinci olacaktı. Liberal Demokratlar’ın oy kaybetmesi ve 25 civarında sandalye alması bekleniyor, UKIP ve İskoç Ulusal partisi SNP’nin performansı merak ediliyordu.

Mayıs 2015 seçimi tam bir deprem etkisi yarattı. Muhafazakar Parti, İşçi partisi’ne tam 7 puan fark attı ve tek başına çoğunluğu kazandı. Koalisyonun küçük ortağı Liberal Demokrat Parti tarihinin en ağır yenilgisini aldı ve sadece 8 sandalye kazanabildi. SNP İskoçya bölgesindeki 59 sandalyenin 56’sını kazandı. UKIP oyların %12.9’unu kazanmasına rağmen, sadece bir milletvekili çıkartabildi. Seçime Natalie Bennett liderliğinde giren Yeşiller Partisi,  üye sayısını en hızlı arttıran partilerden biri; Yeşiller’in 2013’de 13,809 olan üye sayısı 2014’de 30,900’e, 2015’in Ağustos ayında 67,000’e yükseldi. 2015 seçimlerinde her ne kadar 1 sandalye kazanmış olsalar da oylarını %3.8’e yükselttiler. [7. Yeşiller 2001’de %0.63, 2005’de %1.04, 2010’da %0.96, 2015’de %3.80 oranında oy aldı.]

Mayıs 2015 seçiminden sonra istifalar peş peşe geldi. İşçi Partisi’nde ulusal lider Miliband ve İskoç İşçi Partisi lideri Murphy, Liberal Demokratlar’ın lideri Clegg[8. Nick Clegg seçimden önceki Muhafazakar-Liberal Demokrat koalisyonunda Başbakan Yardımcısı idi.]  ve UKIP lideri Farage[9. Farage’ın istifası partisince kabul edilmedi ve Farage UKIP lideri olarak kaldı.] istifa ettiler.

jeremy-corbyn1992 yılından beri Muhafazakar Parti’nin ilk kez tek başına kabine oluşturduğu seçimlerin ardından İşçi Partisi’nin çok derin bir krize girdiği düşünülüyordu. Partinin oyları %30 civarında donmuş kalmış, seçmen tabanı erimeye başlamış görünüyordu. İşçi Partisi İskoçya’da neredeyse silinip gitmişti, oy tabanı eriyor, işlerini göçmenlere kaybedenler kızgınlıkla İşçi Partisi’nden UKIP’e yöneliyorlardı. İşçi Partisi’ni etkileyen bir başka olgu, Yeşiller’in yükselişi idi. Miliband’ın istifasının ardından İşçi Partisi’nin liderlik seçiminin heyecansız geçeceği tahmin edilirken hiç beklenmedik bir şey oldu:  1983 yılından beri Islington North bölgesinden parlamentoya seçilen Jeremy Corbyn[10. Corbyn 1983 yılında Islington North bölgesinden %40.4 oyla seçilmişti. Daha sonra oylarını düzenli şekilde arttırdı. 1987’de %50, 1992’de %57.4 ve 1997’de %69.3 oranında oy aldı. Son seçimde Corbyn %60.2 oranında oy alarak Parlamento’ya girerken, en yakın rakibi %17.2 oranında kaldı.] İşçi Partisi’ne adaylığını koydu ve birdenbire hava değişti.

Corbyn SYRIZA lideri Tsipras‘a da, Podemos lideri Iglesias‘a da benzemiyordu. 66 yaşındaydı, 30 yılı aşkın bir süredir parlamento üyesiydi, “Londralı otobüs sürücülerine benzer, büyükbabalarımızın üstünde görmeye alışık olduğumuz bir ceket, ceketin içine de en sıcak günde bile sert yakalı gömlekler giyiyordu.” Britanya’nın nükleer silahlarının kaldırılmasından yanaydı, İsrail’in işgal politikalarına karşı, Hamas ve Hizbullah’la görüşülmesinden yanaydı, Britanya’nın NATO’dan çıkması gerektiğini, Avrupa Birliği’nin bir piyasa sistemine dönüştüğünü düşünüyordu. Cumhuriyetçi olmasına rağmen İngiltere’de monarşinin kaldırılmasının öncelikli olmadığını söylüyordu, çünkü ona göre öncelikle adaletli bir sosyal sistem kurulması gerekiyordu. Öncelikleri arasında devlet destekli üniversiteler ve parasız eğitim de vardı. [11. Jeremy Corbyn: I think we have to think in terms of disillusoned who didn’t vote – New Statesman]

Corbyn, İşçi Partisi liderliğine adaylığını açıklar açıklamaz çok ciddi bir destek aldı. Corbyn’i destekleyenler, İşçi Partisi’nin daha sola yönelmesi gerektiğini düşünen sendikalar ve “1980’leri, 90’ları bile hatırlamayacak kadar genç olan yeni kuşak İşçi Partililer idi.”

Corbyn, 1980’lerde Thatcherizm yükselirken tartışmaların odağında olan madenlerin yeniden açılması ve demiryollarının kamulaştırılması gibi “radikal” talepleri dile getiriyordu. Corbyn, Temmuz ayının sonunda “modern, daha üretken ve daha adil bir ekonomi” söylemiyle programının ana başlıklarını duyurdu. Eğer İşçi Partisi’nin başına geçerse, 2020 seçimlerinde önereceği ekonomik program şu başlıklardan oluşacak:

Vergi muafiyetleri kaldırılacak, kademeli vergi uygulanarak vergide adalet sağlanacak.

Çok uluslu şirketler hangi ülkelerde faaliyetlerde bulunduklarını, bağlı ortaklıklarını ve ortak kuruluşları, bunların mali tablolarını ve her bir ülkede ne kadar vergi ödediklerini açıkça beyan edecekler. [12. Country-by-country reporting]

Vergi kaçaklarını denetim altına alabilmek için küçük işletme reformu yapılacak.

Birleşik Krallık’ta faaliyet gösteren şirketlerin borçlandıkları miktar kadar ödeme yapmaları için gerekli düzenlemeler yapılacak.

Ülkenin gereksinim duyduğu vergilerin toplanmasını garanti altına alabilmek için vergi elemanlarının sayısı artırılacak.

Corbyn’e göre Birleşik Krallık son yıllarda, vergi gelirinden vergi tüketimine, şirketlerin vergilendirilmesinden bireylerin vergilendirilmesine geçmişti. Eğer 2020 yılında iktidara gelirse Corbyn çok kazananın oransal olarak da çok, az kazananın da az vergi ödeyeceği bir sistem kurmaya çalışacak. [12. Investment, growth and tax justice: Corbyn outlines economic vision & fairer taxes for Britain 2020]

Corbynomics olarak duyurulan bu programın amacı üç başlıkta toplanabilir: 1) “Halkın QE’si” olarak isimlendirdiği program aracılığı ile yatırımları devlet eliyle canlandırmak, 2) Şeffaflığı arttırmak ve vergi kaçıran şirketleri ortadan kaldırmak, 3) Eşitsizliği azaltmak. [14. Corbynomics – what on earth is Jeremy Corbyn’s economic policy]

Corbyn’in ekonomik programının tartışma yaratmaması elbette beklenmezdi. Muhafazakar çevreler Corbynomics’i yerden yere vurmakta gecikmedi. Örneğin Alman DW, “aşırı solcu” Corbyn’in 30 yıldır parlamentoda yer almasına rağmen ne parti üst yönetiminde ne de gölge kabinede yer aldığına dikkat çekti, “kıdemsiz parlamento üyesiydi, hem de en huysuzundan“, diye yazdı, “şimdiye kadar hiç bir İşçi Parti’li -hem de sadece 2005-2010 döneminde- onun kadar parti çizgisine karşı durmadı.” DW Corbyn’in “şüpheli siyasi kariyerini” sorgulamaya şöyle devam etti: “Irak Savaşı’na karşı çıktı, Blair’in savaş suçlarından yargılanması gerektiğini savundu, vejetaryen, içki içmiyor, arabalardan nefret ediyor, öğrenci harçlarına karşı çıkıyor, posta teşkilatının ve demiryollarının kamulaştırılmasını savunuyor, kendisini nükleer silahlarla savaşa adamış, NATO’dan ayrılmayı savunuyor, ABD ile serbest ticarete karşı ve zenginlerin daha fazla vergilendirilmesi gerektiğini söylüyor. Bütün siyasi kariyeri boyunca Güney Afrika’daki ırkçı rejime karşı çıktı, Venezuela’nın sosyalist rejimine, Filistin’de Hamas’a yakın durdu. Sadece kapitalizme değil, monarşiye de karşı.” DW hızını alamıyor: “2002 yılında Ana Kraliçe’nin cenazesinde parlak kırmızı ceket giymişti. O kadar dogmatik ki, ikinci karısıyla çocuklarının hangi okula gönderileceği konusunda kavga etti. Karısı çocuklarını bir dil okuluna göndermek isterken, o sadece bir sanat okulunun söz konusu olabileceğini iddia ediyordu.” [15. In UK, Labour party fears the rise of ultra-leftist, Jeremy Corbyn- DW ]

İşçi sendikaları ve gençler tam da bu nedenle büyük bir heyecanla Corbyn’i destekliyordu. DW “İşçi Partisi ultra-solcu Jeremy Corbyn’in yükselişi nedeniyle endişeli“başlığını atarken Mayıs 2015 seçimlerinden sonra İşçi Partisi 80,000 yeni üye kazanmış ve üye sayısını 282,000’e çıkartmıştı. Yeni üyelerin çoğu Corbyn taraftarı idi. Ancak yeni üyelerin 1,200’ü diğer partilerin üyesi olduğu için liderlik seçiminde oy kullanamayacak. [16. Labour bans 1,200 people from leadership contest vote – BBC]

Corbyn’in yükselişinden rahatsız olanlar sadece muhafazakarlar değil. İşçi Partisi’ni neo-liberal bir merkez partisi haline getiren Tony Blair tepkisini şöyle dile getiriyordu: “Zafere giden yolun buradan geçtiğini bile bilsem, eski moda solcu söylemlerle kazanmak istemezdim. Uzay Yolu’na, eski günlere geri dönmek gibi bir şey bu. Kalbi Jeremy Corbyn’le beraber atanların kalp nakline ihtiyacı var.” [17. Tony Blair: Jeremy Corbyn Supporters Need A ‘Heart Transplant’ – Huffington Post]

Jeremy Corbyn “eski moda solcu söylemlerle” desteğini arttırmaya devam ediyordu. Toplantılar hınca hınç kalabalıklarla doluyordu. Corbyn’i desteklemeye gelen bir kadın, neden Corbyn’i desteklediği sorulduğunda şöyle cevap veriyordu: “Çünkü benim düşüncelerimi o dile getiriyor. Kemer sıkma söylemine inanmıyor; o, benim için çok sahici olan şeyler hakkında bir insan gibi konuşuyor.” [18. Jeremy Corbyn profile: ‘He talks like a human being, about things that are real’ – The Guardian]

Corbyn’in, bir taraftan kişiliği, bir taraftan da ekonomik vaatleri tartışılıyor. En çok tartışılan konu da “Halkın QE’si”. Corbyn Bank of England vasıtasıyla “para basmaktan” ve basılan bu para ile “halkın yararına” yeni yatırımlar yapmaktan söz ettikçe, “Corbyn’in planı Britanya’yı Zimbabwe’ye dönüştürecek” [19. Jeremy Corbyn’s plan to turn Britain into Zimbabwe – The Telegraph], demiryollarının yeniden kamulaştırmasından söz ettikçe “demiryollarını kamulaştırmak aptalca“[20. Renationalising Britain’s railways would be folly – Financial Times] gibi tepkiler geliyor.

Corbyn’in liderlik seçimindeki rakiplerinin konumu da muhafazakar sağcı basının konumundan farklı değil. 1 Eylül günü Channel 4 canlı yayınında Yvette Cooper, Halkın QE’sine enflasyonu yükselteceği gerekçesiyle karşı çıkıyor, Corbyn daha önceki QE paketlerinde milyarlarca pound yaratıldığını hatırlattığında da “ama o zaman bankalar zor durumdaydı, istihdamın daralması riski vardı” diyordu. Aynı programda Liz Kendall Corbyn’in NATO’dan ayrılma görüşüne “İşçi Partisi enternasyonal bir partidir” gerekçesiyle karşı çıkıyordu. Programın en sonunda, oturumun moderatörü Krishnan Guru_Murthy diğer adaylara Corbyn’in kazanması halinde partide bölünme olup olmayacağını sorarken, liderlik yarışının sonucunun şimdiden belli olduğunu ima eder gibiydi. [21. Labour leadership debate | Channel 4 News]

Muhafazakarlar ve parti içindeki rakipleri Corbyn’in ekonomik programının bir felakete yol açacağını iddia etseler de, Halkın QE’si pek çok ekonomistin desteğini almış görünüyor. [22. Economist defends ‘Corbynomics’ after Chris Leslie’s criticism – The Guardian ,  Jeremy Corbyn wins economists’ backing for anti-austerity policies – The Guardian , The case for re-nationalising Britain’s railways, Nicole Badstuber – The Conversation]

Labour-Leadership-Candidates

 

Ağustos ayı biterken İşçi Partisi’ni 2020 seçimlerine taşıyacak liderlik seçiminde Jeremy Corbyn, sadece partinin “sol kanadından” değil, bütün kesimlerinden destek alarak öne çıkmış görünüyor.[23. Not just lefties: Corbyn most popular Labour candidate with entire electorate, says new poll – RT]

 

Labour_trends

Liderlik seçiminde aday olan dört politikacının son üç aylık google-trendlerini gösteren yukarıdaki grafik, Jeremy Corbyn’e yönelik ilgiyi açıkça gösteriyor.

Geçen hafta Corbyn, sanat politikalarını açıkladı. Corbyn’in vaatleri arasında sanat kurumlarına yatırım yapma, çocukların her birinin bir enstrüman çalması ya da sahne sanatlarına yönelmesi, halkın sanatsal etkinliklere katılımının artması, yerel sanat projelerinin doğrudan desteklenmesi, BBC’nin bütçesinin korunması var. [24.  Jeremy Corbyn: My radical plan for the arts will make Britain happier – The Telegraph] Corbyn, sanatın Britanya halkını daha fazla mutlu edeceğine inanıyor.

İşte Britanya İşçi Partisi’nin uzun tarihinde -belki de en önemli rollerden birini üstlenmek üzere – böyle bir lider (adayı) yükseliyor. Corbyn ve ekibinin önce, önümüzdeki hafta sonuçlanacak liderlik yarışını, daha sonra da 2020 genel seçimini kazanması gerekiyor.

Corbyn hızla büyüyen Yeşiller’in rekabetine cevap verebilecek mi? İşini kaybederek, göçmenlere duydukları öfkeyle UKIP’e yönelenleri yeniden İşçi Partisi’ne çekebilecek mi? Neo-liberal bir merkez partisine dönüşerek İskoçya’dan silinme yoluna giren İşçi Partisi’ni yeniden ayağa kaldırabilecek mi? İngiltere’de hızla şişen emlak balonunu söndürerek, düşük ve orta gelirli insanlara yeniden konut edinme olanaklarını sağlayabilecek mi? “Aşırı solcu” fikirleri nedeniyle kendisine öfkeyle yaklaşan lobilerin baskılarına direnebilecek mi?

Araştırmalar İşçi Partisi liderlik yarışında çekişen dört adayı destekleyenlerin arasında en düşük gelire sahip olanların ve deyim yerindeyse, partinin “proleter” kanadının Jeremy Corbyn’i desteklediğini gösteriyor.[25. Jeremy Corbyn’s supporters are more working class than other candidates’, research finds – The Independent]

Bundan tam 40 yıl önce 1975’de bir “aşırı sağcı”, Margaret Thatcher parti liderliğine seçilmiş, 1979 genel seçimlerini kazandıktan sonra bütün dünyayı değiştirecek bir ekonomik-siyasal programın en önemli lideri olmuştu. Şimdi bir “aşırı-solcu”, Jeremy Corbyn çok güçlü bir rüzgarı arkasına alarak geliyor. [26. An unelectable extremist who hijacked their party has already served as prime minister – her name was Margaret Thatcher, Jacques Peretti – The Independent]

Yunanistan’da, İspanya’da esen sol rüzgarların ardından Britanya’da da sol rüzgarlar esiyor. 2008 ekonomik/finansal kriziyle kapanan neo-liberal dönemin ardından en az 35-40 yıl sürecek halkçı, kamucu bir restorasyon dönemine giriyoruz. Henüz bir kaç ay önce ağır bir seçim yenilgisinden çıkan İşçi Partisi’nin liderliğine adaylığını koyar koymaz büyük bir coşku ile karşılanan Jeremy Corbyn, bu dönemin erken figürlerinden biri kabul edilmelidir.

21. yüzyıl, her bakımdan farklı bir yüzyıl olacak.

2 thoughts on “Britanya İşçi Partisi tarihinde dönüm noktası, Jeremy Corbyn’in yükselişi”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s