Bir aşırılıktan diğerine

Boğa piyasaları bir ‘endişe duvarı’nı tırmanarak ilerler. Duvar aşıldığında, artık endişe yoktur, sadece iyimserlik vardır. Şu veya bu şekilde, doruğa çıkan piyasa psikolojisi, sıradan ya da profesyonel, herkesi tuzağa düşürür. Oluşumu ustaca ve içseldir. Piyasa oyuncularının çoğu, bir piyasada psikolojinin nasıl ilerlediğini anladıklarını söyleseler de, pek çok durumda bildiklerini iddia ettikleri şeye karşı durmayı beceremezler. Siz de deneyimlerinizle yaşamadan ve piyasa psikolojisinin ayıdan boğaya, sonra tekrar ayıya doğru nasıl ilerlediğini duygusal hafızanıza kazımadan bu genellemenin bir istisnası olamazsınız. Bu şekilde davranmadıkça, iddia ettiğiniz bilginiz, bireysel yanı en gelişmiş insanın üstünde bile etkili olan sosyal psikolojinin şiddetli gücü karşısında etkisiz kalacaktır. Sadece, piyasa hareketleri ile ilişkili insan davranışlarının doğasının doğru anlaşılması, duygusal olarak aşırı yüklendiğiniz zamanlarda, doğru değerlendirmeler yapmanızı ve bununla mücadele etmenizi sağlayabilir.” (Robert R. Prechter, At the Crest of the Tidal Wave, S.161)

Hisse senedi piyasası ile popüler davranış trendlerinin beraber değerlendirilmesi, hisse senedi fiyatlarındaki değişimin, en büyük ölçekte yatırım çevrelerini de içeren toplumun duygusal değişiminin doğrudan bir sonucu olduğu düşüncesini destekler.” (Robert R. Prechter, Pioneering Studies in Socionomics, S.3)

Dow Jones Sanayi Endeksi’nin 1932 yazında başlayan yükselişi, 1966 Şubat’ında sona ermişti. Bu tarihte başlayan düzeltmenin üst sınırı olan ve Magic 1000 olarak bilinen bu ünlü direncin geçilebilmesi için yatırımcıların tam 17 yıl beklemesi gerekecekti. 1983 yılının ilk günlerinde bu direnç geçildikten sonra, yaklaşık bir yıllık bir kısa geri dönüş çabası yaşanacak, bu geri dönüş çabasını da 1987 sonundaki mini çöküşe kadar ilerleyecek 4 yıllık bir yükseliş dalgası izleyecekti.

Grafiğe sadece fiyat çubukları ile bakıldığında, Elliott’ın genişleyen üçgen olarak tanımladığı bir düzeltme dalgasını ve daha sonraki yıllarda, 2000 yılının bahar aylarında oluşacak manik zirveye kadar ilerleyecek bir itkisel yükselişin ilk dalgalarını kolayca tespit etmek mümkün. Peki ya bu dalgaların arkaplanında olup bitenler? Gelin, önce bugün artık unutulmaya yüz tutmuş 1970’lere, sonra da müthiş bir iyimserlikle oluşan ara zirvenin görüldüğü 1987 sonuna kadar geçen döneme biraz daha dikkatli bakalım. Acaba fiyat grafikleri üzerine gölgesi düşen kitlesel psikolojinin, diğer insan etkinliklerindeki yansımaları nasılmış?

Bu çalışmada dikkatimizi tipik özellikler gösteren iki döneme çevireceğiz: Ayı piyasasının son düşüş dalgasının ilerlediği 1973-74 ve boğa piyasasının en kuvvetli dalgası olan (3)’ün ilerlediği 1983-87 yıllarına.

Son Düşüş Dalgası

1973 yılının ilk günlerinde bir kez daha denenen Magic 1000, bu denemede de kırılamaz ve önce 1973 ortalarına kadar bir düşüş, sonra da yıl sonunda ilerleyen bir tepki yükselişi yaşanır. Tüm düzeltmeyi bitirecek olan panik tüm 1974 yılına yayılarak ilerler. Bu düşüş uzun hafta çubuklarıyla, grafik üzerinde fiyat boşlukları bırakarak yılın son günlerinde görülen 570’e kadar ulaşır. Dow Jones Sanayi Endeksi, 1973-74 arasındaki iki yıl içinde hemen hemen yarılanmıştır.

Karabasan Yılları – I (1973)

1960 yılında başlayan Vietnam macerası, 1967’de 565,000’e kadar çıkan asker sayısının, 1972 yılında 20,000’e indirilmesi ve 1973 yılında Kongre’nin savaşa desteğini kesmesiyle sona erer. Geçen on yıl boyunca ABD Vietnam’a 3 Milyona yakın asker göndermiş, bunlardan 51,000’i ölmüş, 1,400’ü kaybolmuş, 270,000’i de yaralanmıştır. II. Dünya savaşından iki süper güçten biri olarak çıkan ABD, Asya’nın yıllardır Fransız sömürgesi ve Japon işgali altında ezilmiş ve geri kalmış bir tarım toplumu karşısında büyük bir yenilgiye uğramıştır. Büyük bir hayal kırıklığı ve toplumsal travma yaşanmaktadır. Bir tarafta savaş karşıtı pasifist hippi hareketi, diğer tarafta Vietnam’dan dönenlerin yaşadığı psikolojik sorunlar, bir de bunlara eklenen ekonomik istikrarsızlık ve enflasyonla ABD, tarihinin en zor günlerinden geçmektedir. 1973 yılı, sadece ABD’nin Vietnam’dan çekilmesiyle değil, daha sonraki yıllara damgasını vuracak iki önemli olayla daha anılacaktır. Şili’de seçimlerle iktidara gelen Salvador Allende, bir darbe ile öldürülür ve yönetimden uzaklaştırılır. İktidara General Pinochet el koyar. 6 Ekim 1973’te Mısır ve Suriye, Yahudi bayramı olan Yom Kippur’da İsrail’e saldırır. Bu şok saldırının ilk günlerinde Suriye ordusu Golan tepelerini, Mısır ordusu da Süveyş kanalını geçerek İsrail yerleşimlerini ele geçirir. Ancak Araplar’ın zaferi kısa sürer. İsrail bu saldırıya hemen cevap verir ve önce Suriye kuşatmasını yarar, sonra da Süveyş kanalında Mısır 3. Ordu’sunu teslim alır. 22 Ekim günü Araplar ateşkes isterler. Aynı yıl İngiltere, Kuzey İrlanda’da artan gerginlik nedeniyle İrlanda’da kontrolü ele alır. Bombalar patlamakta, terör tırmanmaktadır.

Depresif ruh hali ve arayışlar kendisini popüler davranış biçimlerinde de güçlü bir şekilde hissettirmektedir. 1973 yılının en çok izlenen filmleri listesinin başında bir felaket filmi olan Poseidon Macerası yer almaktadır. Bu filmde kazaya uğrayan bir gemiden insanlar umutsuzca kaçmaya çalışmaktadırlar.

Yılın en çok izlenen diğer filmleri, Roger Moore’lu James Bond filmi Live and Let Die, Steve Mc Queen-Ali Mc Graw ikilisinin oynadığı The Getaway (Kaçış) ve Marlon Brando’nun oyunculuğunun zirvelerine çıktığı Paris’te Son Tango’dur. Bu filmde Brando’nun Maria Schneider’le seviştiği sahneler, muhafazakar çevrelerden büyük tepki görür ve pornografik bulunur. Tabuları yerle bir eden bir filmdir Paris’te Son Tango. 1973’ün dikkat çekici bir başka filmi, bir rock-opera olan Jesus Christ Superstar’dır. Bu filmde İsa’nın hayatından bölümler, modern zamanlara uyarlanmıştır.

Kitlesel ruh halinin benzer yansımalarını 1973’ün en çok okunan kitaplarında da görmek mümkündür. Türkçe’ye Martı adıyla çevrilen, Richard Bach’ın Jonathan Livingstone Seagull’ı 1973’ün en çok okunan kitabıdır. Bu kitapta yaşamın daha derin bir anlamının arayışı içindeki bir martı anlatılır. Bu martı romanda, kendi arayışları içinde sürüsünden ayrılmak zorunda kalacaktır. Bir diğer en çok okunan kitap, bilim kurgu yazarı Kurt Vonnegut’a aittir: Şampiyonların Kahvaltısı. Bu romanda Vonnegut, “çağdaş insanın içinde bulunduğu dehşet verici ve anlamsız koşulları” hicveder. 1973 yılının en çok okunan diğer kitapları The Living Bible (Yaşayan İncil) ve Flora Scheiber’in Sybill’idir. Sybill’de Scheiber, çocukluğunda tacize uğrayan bir kadının çok kişilikli yaşamını anlatır. Bir diğer kitap, How To be Your Own Best Friend’tir (Nasıl kendinizin en iyi arkadaşı olursunuz?) Bu kitap bize çocukluktan vazgeçip, olgunluğu öğrenerek ayaklarımızın üstünde durmamız gerektiğini öğütlemektedir.

Televizyon programlarındaki durum da farklı değildir. En çok izlenenler listesinin başında yer alan All in the Family (Ailedeki Herşey) mavi yakalı bir çalışan olan Archie Bunker’ın etrafında geçer. Dizi, gerçeklikten naif bir kaçış değil, bir sorgulama üzerine oturtulmuştur. Dizide politik sorgulamalar, liberal-muhafazakar çatışmaları ele alınır. All in the Family tutunca çevrilen Stanford and Son (Stanford ve Oğlu) hemen hemen aynı kurgu üzerine tasarlanmıştır; Nesil çatışmaları ve değişen politik ortam anlatılır bu dizide de. The Waltons isimli dizi ise, Türkiye’de de çok tutan Küçük Ev benzeri bir dizidir. Olaylar kalabalık ve yoksul bir köylü ailesinin etrafında geçer. Walton’ların pek bir şeyi yoktur, ancak her bölümde sevginin en yüce değer olduğu teması işlenir.

Popüler kültürün bir diğer alanı olan pop müzikte ise hala öfkeli Rock rüzgarları esmektedir. Boğa piyasası başlayana kadar zirveden inmeyecek olan Pink Floyd’un Dark Side of the Moon albümü 1973 yılında piyasaya sürülür. Bu albümde Pink Floyd geleneksel ahlakı ve anlayışı yerden yere vurur. Breathe (Nefes) ve Time (Zaman)’da ömrümüzü anlamsız gayretler ve koşuşturmalarla boşa geçirdiğimizi, Money (Para)’da paranın bir suç olduğunu, Us and Them (Biz ve Onlar)’da bizim savaşlarda boşuna öldüğümüzü, Brain damage (Beyin Hasarı)’nda boşuna çığlıklar attığımızı, bizi kimsenin duymadığını, Eclipse (Tutulma)’da ise yaptığımız herşeyin güneş altında uyumlu gibi göründüğünü, oysa küçücük ayın güneşi gizleyebileceğini anlatır. Rock müziğinin başyapıtları bu yıl sahne alırken, Pop müzik alanında klasikleşecek hemen hemen hiç bir parçanın yapılmadığını da notlarımıza ekleyelim. 1973 yılında dans etmek, eğlenmek, neşelenmek iyice gözden düşmüş görünmektedir.

Karabasan Yılları -II (1974)

1974 yılı, borsada daha derin bir düşüşün yaşandığı bir yıl oldu. Hemen hemen tüm yıl düşüşle geçilirken, popüler kültür trendlerindeki depresif etkiler daha da derinleşti.

1974 yılının en çok izlenen filmi, The Exorcist (Şeytan) oldu. Bu film, yıllarca sinema tarihinin en korkunç filmi olarak değerlendirildi. Şüphesiz ki borsa endeksi son 15 yılın en düşük seviyelerine panik satışlarla gerilerken bu filmin en çok izlenen film olması bir tesadüf değildi.

1974 yılı The Exorcist benzeri filmler izlenerek geçirilirken, en çok okunan kitaplar listesinin başında da The Jaws vardı. Daha sonra Steven Spielberg’e esin kaynağı olacak The Jaws, bir köpekbalığının vahşetini anlatıyordu. En çok okunan kitaplar listesinde yer alan bir başka kitap, bugün en yaygın stoğu olan kitapçıdan bile temin etmek mümkün olmayan You Can Profit From a Monetary Crisis (Parasal bir Krizden Karlı Çıkabilirsiniz) isimli kitaptı. Kitabın zamanlaması gerçekten müthişti; Tam 10 yıllık ayı piyasasının en derin dibi görülürken! Aynı yıl Charles Berlitz’in The Bermuda Triangle (Bermuda Şeytan Üçgeni) en çok okunanlar listesine girdi. Bu kitapta uçak ve gemilerin kaybolduğu Bermuda adaları konu alınıyor, kitap bilinmeyen Atlantis kıtasına kadar uzanıyordu. Carlos Castaneda’nın Tales of Power (Erk Öyküleri) kitabı büyü, büyücülük, bilinmeyenler ve metafizik üzerine idi. Bilinmeyene, büyücülüğe, vahşete ve korkuya eğilim popüler kültürün her alanında baskındı 1974 yılında. O yılın en çok okunanları içindeki üç kitabı ise özellikle ayırmak gerekiyor.

69 yaşında yazdığı ilk kitabı olan I Heard the Owl Call My Name (Baykuşun Adımı Söylediğini Duydum)’da Margaret Craven, ölümcül bir hastalığa yakalanıp, son üç yılını geçirmek üzere bir Kızılderili köyüne atanan genç bir rahibin öyküsünü anlatır. Burada Kızılderilileri tanıyan rahip, beyazların kurduğu düzeni lanetler ve yerlilere hak verir.

The Dogs of War (Savaş Köpekleri)’nin konusu ise değerli platin mineralleri olan bir Afrika ülkesinde mevcut yönetimin bir darbe ile devrilmesi ve yerine kurulan kukla bir yönetimle madenlere el konmasıdır. Frederick Forsyth Savaş Köpekleri’nde parası ve gücü olanın her türlü kötülüğü yapabileceğini anlatır bize.

1974 yılının en çok okunan kitabı All the President’s Men (Başkanın Bütün Adamları) ise iki gazetecinin yazdığı, Watergate skandalını ortaya çıkartan kitaptır. Skandalın patlak vermesiyle Başkan Nixon istifa etmek zorunda kalır. 1974’ün diğer önemli olayları ise Federal Almanya Şansölyesi Willy Brandt’ın istifası, Portekiz’de askeri darbe, Kıbrıs’ta Nikos Sampson’un darbesi ve Türkiye’nin askeri müdahalesi ile Hindistan’ın yeraltı nükleer bomba denemesiydi.

Depresif dalga, etkilerini dünyanın bütün coğrafyalarında gösteriyordu: Darbeler, istifalar, yerel çatışmalar, uzlaşmazlıklar, korku filmleri ve dehşet romanları, tabuları sarsan filmler, geleneksel anlayışı yerden yere vuran şarkılar ve borsalarda panik satışlarla ilerleyen son düşüş dalgaları.

Bu depresif ortamın sinyalleri ise yıllarca önce, henüz neşeli Rock’n Roll Çağı zirvelerdeyken, uzlaşmazlıklar zirveye tırmanmamışken, ekonomilerin motoru tıkır tıkır işlerken, sinemalarda romantik komediler izlenir, aşk romanları okunurken başlayan ilk borsa düşüşleri ile gelmişti.

Yeni Zirvelere Doğru

1973-74’ün karamsar dünyasından yaklaşık 10 sene sonrasına geldiğimizde, 70’lerde henüz hiç bir emaresi görünmeyen yükseliş dalgasının yıllarca geçilemeyen Magic 1000’i kırarak yeni zirvelere yöneldiğini görüyoruz. Hazırlık dalgaları 1974 yılında görülen diple, 1981’e kadar geçen 7 sene içinde tamamlanan yükseliş dalgası, 1983’ten itibaren çoşkunlaşmaya başlar ve dikleşen bir trend açısı oluşturur. 1987 yılının son günlerinde yaşanacak paniğe kadar ilerleyen bu yükseliş dalgasının hangi kitlesel ruh hali değişimlerinin sonucu olduğunu görebilmek içinse, 1983-87 arasındaki popüler kültür trendlerine bakmak yeterli olacak.

Beat It (Yen onu) – I (1983)

“Ona sen iyisi mi buralarda fazla görünme dediler/ Yüzünü görmek istemiyoruz, Toz olsan iyi olur/ Gözlerindeki ve sözlerindeki ateş çok açıktı/ Öyleyse yen onları/ İyisi mi sen ikile, elinden geleni ardına koyma/ Kan görmek istemiyorum, Maço olmana da gerek yok/ Sıkı dur yeter, bir de elinden geleni yap/ Öyleyse yen onları, ama kötü olmak isteyeceksin/ Kimse yenilmek istemez/ Kavganın ne kadar kıvrak ve güçlü olduğunu göster onlara/ Kim haklı kim haksız farketmez/ Öyleyse yen onları”

1983 yılı, Magic 1000 direncinin üzerine doğru bir borsa yükselişi ile başlarken daha önce kardeşleri ile beraber kurduğu Jackson5 grubunda solistlik yapan Michael Jackson, düzleştirilmiş saçları, beyazlatılmış (ve ilerideki yıllarda daha da beyazlatılacak) derisi, estetik ameliyatla beyazlara benzetilmiş burnu ve kıvrak danslarıyla sahne almaya başladı. “Yen Onları” diye haykırıyordu Michael Jackson: “Kimse yenilmek istemez”. “Kim haklı, kim haksız, farketmez.” Michael Jackson kısa zamanda listelerde 1 numaraya yükseliyordu. Avustralya’lı grup Men At Work’ün Down Under’la listeleri salladığı bir ortamda Pop Müzik yeni bir ivme kazanmıştı. David Bowie Let’s Dance (Haydi dansedelim), Irene Cara ünlü film müziği Flashdance … What a Feeling (Flashdance … Müthiş bir duygu) ile çok satanlar listesinde tırmanışa geçmişti. Çok satanlar listesinde yer alan bir başka parça, Eurythmics’in Sweet Dreams (Tatlı Rüyalar)’ıydı. Artık karabasanlar geride kalmıştı. Şimdi tatlı rüyalar zamanıydı. Soğuk Savaş yıllarının Sovyet lideri Leonid Brejnev ölmüş, İsrail Lübnan’ı işgal etmiş, İngiltere Arjantin’i Falkland Savaşı’nda yenilgiye uğratmıştı.

Çok okunanlar listesinde John Naisbitt Megatrendler’le zirveye oturmuş, ütopik bir geleceği müjdelerken, Tom Peters In Search of Excellence (Mükemmelliğin Arayışı) ile yeni açılımlara dikkat çeker gibiydi. Sinema salonları Flashdance filmiyle dolup taşıyor, TV’de artık yoksul köylü ailelerini anlatan diziler yerine Dallas, Dynasty (Hanedan), Hotel gibi varlıklı ailelerin öyküleri izleniyordu. Amerikalı prototipi değişmeye başlamıştı. 1960’ların çiçek çocuklarının, 1970’lerin protest gençliğinin kimse yüzüne bile bakmıyordu. Kitap dünyasında Pet Semetary (Hayvan Mezarlığı) ve Christine ile Stephen King, Hollywood’da ise 3 boyutlu Jaws kötümserliğin henüz tamamen sona ermediğini gösterse de ABD büyük bir değişimin sinyallerini veriyordu.

Ronald Reagan, Beat It (Yen Onu) şarkısı ile dans eden Amerikan halkına, fazla eğilip bükülmeden izlenecek bir dış politika sözü vererek Başkanlık koltuğuna oturmuştu.

Beat It (Yen onu) – II (1984)

1984 yılı, Indira Gandhi’nin öldürüldüğü ve AIDS hastalığının boy gösterdiği bir yıl oldu. O yıl, İngiltere ve Çin, Hong Kong anlaşmazlığını çözdüler. Rock müziğin iki büyük grubunun hayranları, o yıl satın aldıkları 90125 ve 1984 albümlerinde sürprizlerle karşılaştılar. Progressive Rock’ın en güçlü gruplarından Yes, 90125 albümünde eski “uçuk” tarzını terketmiş, disko ritmli Owner of a Lonely Heart (Yalnız Kalbin Sahibi) ile hayranlarının karşısına çıkmıştı. Rock’ın en gürültücü gruplarından Van Halen’ın 1984 albümü ise Heavy Metal hayranlarının pek alışık olmadığı klavyeli çalgılarla bezenmiş Jump (Zıpla) şarkısı ile başlıyordu. Her iki şarkı da kısa zamanda liste başı oldu. Lionell Richie Hello ile Cindy Lauper Time After Time (Zaman zaman) ile listelere giren diğer iki şarkıcıydı. Hollywood’da korku filmleri furyası çok gerilerde kalmış, izleyenleri gülmekten kırıp geçiren Beverly Hills Cop ve Police Academy ile Hippy’lerin çocukları, anne babalarını gösterilerde gözaltına alan polislerle dalga geçiyordu. Bir de hayaletleri konu alan film zirve başı olmuştu: Ghostbusters (Hayalet Avcıları). Bu filmde hayaletler insanları korkutmaktan çok uzaktı. İtfaiyeci kılıklı hayalet avcıları onları kıskıvrak yakalıyorlardı. Çok satan kitaplar listesinde Leo Buscaglia, Türkçe’ye Sevme Sanatı adıyla çevrilen Loving Each Other (Birbirimizi Sevmek) kitabıyla bir numaraya oturmuştu. Stephen King ise okunmaya devam ediyordu. Dallas ve Dynasty furyası devam ederken bir dizi daha izlenme rekorları kırmaya başladı. The Cosby Show, eğitimli ve varlıklı bir zenci ailesini konu alıyordu. Aile tüm sorunlarını kavgaya gürültüye mahal vermeden çözüyor, siyahları görmeye pek alışkın olmadığımız lüks bir konutta yaşıyor ve bol bol eğleniyorlardı. 1984 borsa için küçük bir düzeltme yılı oldu.

Ancak 1984’ü ilginç kılan başka bir özellik daha vardı. George Orwell 1948 yılında yazdığı karşıt ütopya başyapıtı 1984 isimli kitabında baskıcı ve savaşlarla dolu bir dünyayı anlatmıştı. 1970’lerden bakıldığında 1984 yılının tam da Orwell’in öngördüğü gibi olacağına inanan insan sayısı oldukça fazlaydı. Oysa 1984 hiç de tahmin edildiği gibi bir yıl olmadı. Çatışmalar, anlaşmazlıklar azaldı, ekonomiler yeniden rayına oturdu. Nükleer felaket korkuları yatıştı. Ancak çok daha sürpriz gelişmeler hemen kapıdaydı ve sadece bir kaç yıl içinde başlayacak ve Soğuk Savaş’ın diğer cephesi olan Sovyet Bloku’nu yerle bir edecek olan bir kasırgayı 1984 yılında bile öngörmek kolay değildi. İyimserlik rüzgarları, o günlerde olduğundan bile güçlü esmeye adaydı ve bunu o günlerde bile öngörebilen insan sayısı yok denecek kadar azdı.

Beat It (Yen onu) – III (1985)

1985 yılı iki önemli gelişmeye sahne oldu: Sovyetler Birliği Komünist Parti Genel Sekreterliği’ne Gorbachov getirildi ve Başkan Ronald Reagan yeni bir vergi programı uygulayacağını duyurdu. Vergi sistemi basitleştirilmiş, vergilerde indirime gidilmişti. O yıl ABD, 1914’den beri ilk kez borç veren bir ülke olmaktan çıkıyor, borç alan bir ülke konumuna geliyordu. 1985’i takip eden 20 yıl içinde ABD tüm zamanların rekorunu kıracak, dünyanın en borçlu ülkesi haline gelecekti. Ancak o günlerde bu kimsenin umurunda değildi. Polis komedileri izlenmeye devam ediyor, çok tutan Beverly Hills Cop ve Police Academy’nin yeni bölümleri çekiliyordu. 1985’in en çok seyredilen bir başka filmi Back to the Future (Geleceğe Yolculuk) idi. O yıl pek çok sanatçı bir araya gelerek Afrika’ya yardım kampanyası düzenledi. We are the World (Biz Dünyayız), o yılın en çok dinlenen şarkısı oldu. Eski rocker’lardan Foreigner, bir kilise korosu eşliğinde soft ritmli I wanna know what love is (Aşkın ne olduğunu öğrenmek istiyorum) ile Wham Careless Whisper ile romantik rüzgarlar estirdiler. Yükseliş dalgasına damgasını vuracak olan başka bir sanatçı da o yıl ön almaya başladı: Madonna Crazy For You (Senin için çıldırıyorum) ile listelerde başa güreşti. Kitap dünyasında Priscilla Presley Elvis and Me (Elvis ve Ben) ile anılarını anlatırken, Robert Schullar The Be – Happy Attitudes (Mutlu Davranışlar) ile İncil’e göndermeler yaparak, insanlara nasıl mutlu olunacağını öğretti.

O yılın en çok satanlarından Sidney Sheldon’ın If Tomorrow Comes (Yarın Gelirse) kitabı ise değişen Amerikan özgüvenini ifade etmesi bakımından ilginçti. Bu romanda kriminal bir yaşamı olan orta sınıf kadını Tracy Whitman’ın öyküsü anlatılıyordu. Whitman, suçsuz yere hapse girer, ancak kaderine boyun eğmez, hapisten kaçar ve sadece intikam almakla kalmaz, büyük işlere de girişir. Bu “küçük insanların büyük işler becerebileceği” teması, daha sonraki yıllar boyunca defalarca işlenecek, Amerikan insanı için değişmez bir yol gösterici olacaktı. 1985 yılında Stephen King’in Skeleton Crew (İskelet Tayfa) ile okunmaya devam ettiğini görüyoruz.

TV dizilerinde ise Dallas ve Dynasty yavaş yavaş gözden düşerken, iki yeni dizi yükselmeye başlıyor. Family Ties (Aile Bağları) 1980’lerin aile komedilerinin ilk örneklerinden biri ve 1960’ların Çiçek Çocuğu anne baba ile 1980’lerin muhafazakar çocukları arasındaki ilişkileri anlatıyor. İntihar, ırkçılık ve uyuşturucu kullanımı gibi konuları ele alan dizide algı değişimi artık çok açık. Cheers (Neşe) ise bir barda geçen sade suya tirit, suya sabuna dokunmayan bir eğlencelik. Bu arkaplanda 1985 borsa için çok ciddi getiriler sağlayan kuvvetli bir yükseliş yılı oluyor.

Beat It (Yen onu) – IV (1986)

1986 yılı dramatik iki gelişmeye sahne olur. İçinde sivil astronotların da olduğu Uzay mekiği Challenger, fırlatıldıktan kısa bir süre sonra patlar. Bu kaza, uzay araştırmalarına gelecekte ayrılacak bütçelerin de kısılmasına neden olacaktır. Bir diğer kötü haber, Ukrayna’dan gelir. Çernobil’deki bir nükleer santralde meydana gelen patlama, büyük bir felakete yol açar. O yıl, Portekiz ve İspanya Avrupa Birliği’ne katılır, Filipinler’de diktatör Marcos ülkeyi terketmek zorunda kalır. ABD uçakları Libya’nın Trablus şehrini vurur.

O yıllarda kitap dünyasında yeni bir furya başlar. Tom Clancynin yazdığı Red Storm Rising (Kızıl Kasırga Yükseliyor)’un konusu NATO ile Sovyet Bloku arasında yaşanacak olan III. Dünya Savaşı’dır. Batı ile Doğu Blokları arasında savaşları, casus öykülerini, komploları anlatan romanlarda bu dönem bir patlama yaşanır ve Sovyet korkusu bu dönemde iyice zirveye yükselir. (Çok kısa bir süre içinde Sovyet Bloku’nun, hem de bir savaş ya da çatışma olmaksızın tuzla buz olacağını hala kimse öngörememektedir.) Clancy kitapları peynir ekmek gibi satar, aynı 1974’de Parasal bir Krizden Nasıl Karlı Çıkarsınız kitabı gibi. Bir diğer çok okunan kitap, Jackie Collins’in Hollywood Husbands (Hollywood Kocaları) kitabı olur. Kızılderili köylerine giden protest papazlara, ya da fakir ama mutlu köylü ailelerine artık kimse ilgi göstermez, gösterişli yaşamlara ilgi devam etmektedir. Pop Müzikte ve sinemada büyük eserler devri ise çoktan kapanmıştır. Sıradan filmler, sıradan pop müzik albümleri o yıl listelerde ilk sıralarda yer alır. TV dizilerinde ise The Cosby Show, Family Ties, Cheers gibi aile komedileri izlenme rekorları kırmaya devam ederler.

1986 yılı da aynı 1985 gibi borsanın rekorlar kırdığı bir yıl olur. Dow Jones Sanayi Endeksi’nin yükseliş açısı iyice dikleşir. 1980 yılında başlayan yükseliş dalgasının en kuvvetli aşaması olan (3) hızlanmaya başlamıştır. 1987 yılı ise sürprizlerle dolu bir yıl olacaktır. Hem borsa, hem de insan etkinliklerinin diğer alanları için.

Beat It (Yen onu) – V (1987)

1987 yılında Reagan ve Gorbachov Washington’da bir araya gelir ve silahlanma yarışına son verdiklerini açıklarlar. Soğuk Savaş resmen bitmiştir. Rusya’da Gorbachov Glastnost ve Perestroika’yı başlatır. Sovyet Bloku hızla dağılmaya başlar. O yıl Çad’ı işgal etmiş olan Libya ordusu Çad’dan çekilmeye zorlanır. ABD ve Batı’nın karşısındaki blok çözülür. Filistin’de başlayan intifada ise umutsuz bir direniştir.

1987’nin çok okunanlarının zirvesinde ise Tom Clency’nin The Cardinal of the Kremlin (Kremlin’in Kardinal’i) isimli kitabı vardır. İronik bir şekilde Clency bu romanda Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki heyecanlı casus savaşını anlatmaktadır. Pop Müzik listelerinde Starship grubunun Nothing’s Going to Stop Us Now (Artık Bizi Kimse Durduramaz) şarkısı, Madonna’nın Open Your Heart (Kalbini Aç)’ı başa güreşmektedir. Sinema salonları, üçüncüsü çevrilen Beverly Hills Cop’u izleyip gülmek, Dirty Dancing (Kirli Dans) ve La Bamba ile eğlenmek isteyenlerle dolar taşar. Amerikan halkı artık The Eight Week Cholesterol Diet (Sekiz Haftalık Kolesterol Diyeti) ve içinde aşk, macera ve gözyaşı bulunan, sonunda herkesin hakettiğini bulduğu The Sands of Time (Zamanın Kumları) okumaktadır. O yıl en çok satanlar listesine bir kitap daha girer; Ford ve Chrysler’da CEO’luk yapmış olan Lee Iacocca’nın çocuk yetiştirmeden, politikaya, ticaretten Wall Street’e her konuda fikirlerini açıkladığı, başarılı olmak için gerekenleri madde madde sıraladığı Talking Straight (Açıkça Konuşmak Gerekirse) isimli kitabı. TV dizilerinde aile komedilerine bir dizi daha katılır: Roseanne. Bu dizide gene mavi yakalı bir ailenin öyküsü anlatılır. Ancak bu kez öykünün odağında anne Roseanne vardır. Zamanlarının neredeyse tamamını mutfakta geçiren bu aile sürekli güler ve Roseanne hiç bir zaman çocuklarına kızmaz, ağzından bir tek kere bile kötü söz çıkmaz.

Artık zafer kazanılmış, düşman yenilmiştir. Amerikan halkı müthiş bir özgüven patlaması yaşamaktadır. Borsa endeksi sert bir atakla 2,700’e yönelir. Yıllarca önce büyük bir boğa piyasasının başlamakta olduğunu söylediğinde kimsenin kulak vermediği Robert Prechter, artık bir mini çöküşün çok yakında olduğu yorumunu yapar. Bu kez de kimse kulak vermez. Dow Jones Sanayi Endeksi, Ağustos sonunda gördüğü 2,746 zirvesinden 1,616’ya kadar sadece iki ay içinde çöker.

Kitlesel Ruh Halinin Resimleri

Depresyonun zirvesi olan 1974’le ilk manik zirve 1987 arasında bir Fibonacci sayısı olan 13 yıl geçmiştir. İkinci manik zirve de 13 yıllık bir çevrimin sonunda, 2000 yılında görülecektir. Her iki çevrim boyunca da kitlesel ruh halinde dramatik değişimler olur. Bu değişimler, popüler kültür trendlerinde, borsalarda, iş dünyasında, politikada, özetle insan etkinliklerinin tüm alanlarında kendisini çok güçlü bir şekilde hissettirir.

Borsa, bu değişimlerin bir sonucu değildir. Borsalar da dahil olmak üzere, insan etkinliklerinin tüm alanlarında değişim yaşanır. Bu değişimlerin her bir unsuru, ayrı bir sosyonomik araştırmanın konusudur. Uzun vadeli bir perspektiften bakıldığında, kitlesel ruh halindeki değişim herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık. Ancak bu değişimler yaşanırken, içinden geçilen sürecin doğru bir şekilde algılanması, sanıldığı kadar kolay değildi.

(30.Ocak.2005)

Reklamlar

1 thought on “Bir aşırılıktan diğerine”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s