Sosyonomik Görünüm | Mart – 2016 (3)

“İç savaş, rejime mukavemet eden silahlı bir direniş, genel bir kalkışma, hatta kitlesel protesto bile olmadığına göre, Sovyetler Birliği’nin dünyayı tek kutba, tek ideolojiye, tek süper güce mahkum edecek bir çöküşü neden ve nasıl yaşanmıştı?”

Reklamlar

Bu yazıyla beraber Sosyonomik Görünüm | Mart – 2016 (1) ve Sosyonomik Görünüm | Mart – 2016 (2) başlıklı yazıların da okunmasını tavsiye ederim.

1990’ların başında Sovyetler Birliği “çöktü”.

Graph_of_Soviet_National_Income_GrowthEkonomisi 1981-1985 arasında istikrarlı bir şekilde ortalama %1.9 hızıyla büyür, bütçe açığı milli gelirin %2’si gibi son derece kabul edilebilir bir seviyede seyreder, enflasyondan arındırılmış reel ücretler 1990’a kadar istikrarlı bir şekilde yıllık %7 gibi bir hızla artarken Soğuk Savaş döneminin doğu bloku lideri Sovyetler Birliği dağıldı.

Görünürde bir ekonomik kriz yoktu; hatta SSCB 1960’lar ya da 1970’ler kadar olmasa da sağlam bir ekonomik performansla yoluna devam ediyor, reel ücretler artıyordu. Batı Blok’unda yaşanan sosyal dengesizliklerin çoğu söz konusu bile değildi. Evsizlik, eğitimsizlik, gelir uçurumları gibi kavramlar Sovyetler Birliği’ne yabancıydı. O halde ne olmuştu da Birlik dağılmış, sosyalist ekonomiden vazgeçilmişti?

Sovyetler Birliği’nde rejim muhaliflerine, “karşı-devrimci” suçlamasıyla ciddi baskılar uygulanmakta idi. Ancak ciddi boyutta ve örgütlü bir muhalefet söz konusu bile değildi.

Bazı temel ürünlerin yokluğu çekiliyordu, insanlar uzun kuyruklara girmek zorunda kalıyorlardı, tüketim (Batı’ya göre) sınırlıydı. Ancak bütün bunlar yaygın bir hoşnutsuzluğa neden olmuyordu. Dahası, 1970’lerin petrol şokları ve enflasyonist krizleri sadece Doğu Bloku’nda değil, Batı Blok’unda da benzer sorunların yaşanmasına neden olmuştu. Yokluklar, kıtlıklar, kuyruklar geçmişte de görülmüş, ancak bu sorunlar hiç bir zaman sistemi çökertecek boyutlara tırmanmamıştı.

Sovyetler Birliği sanayisi demode kalmış ve hantallaşmıştı; ancak çöküş için bu da bir neden olamazdı. Doğu Bloku çöktükten 25 sene sonrasına bakıldığında, 1990-2013 arasında Rusya’da Sanayi üretiminin %22.5 gerilediği görülüyor. Makine sanayinde %16.4, metalürji sektöründe %7.2, kimya sektöründe %50.3, hafif sanayide %84.6 düşüş söz konusu. Rusya’da üretimi artan tek sektör %17.1 artışla doğal gaz. O halde Sovyetler Birliği’nin çöküşünün nedeni sanayi üretimindeki düşüş de değildi.

Sovyetler Birliği’nde özel araba sahipliğinin %9’da seyretmesi, kişisel tüketimin (Batı’ya göre) çok düşük olması gibi gerekçeler de çöküşü izah etmekten çok uzak. Çünkü tüketime yönelik bir talep olsa da, sistemi kökünden sarsacak ve rejimi değiştirecek ölçüde değildi.

İç savaş, rejime mukavemet eden silahlı bir direniş, genel bir kalkışma, hatta kitlesel protesto bile olmadığına göre, Sovyetler Birliği’nin dünyayı tek kutba, tek ideolojiye, tek süper güce mahkum edecek bir çöküşü neden ve nasıl yaşanmıştı?

Bu konuya tekrar geri döneceğiz. Konuyu kapsamlı bir şekilde tartışmak üzere şimdilik üç grafiğe bakarak arka plan görünümünü tamamlayıp geçelim:

united-states-balance-of-trade (1)

Bir önceki yazıya ABD ticaret dengesinin 1987 yılına kadar nasıl arttığını gösteren bir grafik eklemiştim. Yukarıdaki grafik, daha sonraki yıllarda ticaret açığının nasıl değiştiğini gösteriyor. 1977-1986 yılları arasında negatife dönen ticaret dengesi, 1986 yılında -15 milyar $’a ulaşmıştı. 1990’ların başında ABD’nin ticari açığı azalmış, (Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından) 1990’larda roketlemişti. Ticari açık 2000’lerin başında -67.8 milyar $’a tırmandı.

united-states-current-account

ABD’nin cari açığı 1987 yılında 40 milyar $’a dayanmıştı. 1991’e kadar azalan cari açık sonraki yıllarda çok hızlı bir artışla 2000’lerin başında 216 milyar $’a tırmandı.

united-states-gdp-growth

1970’lerin petrol şoklarının ardından 1980’lerin başında %4.5 civarında istikrar kazanan ortalama büyüme 2000’lere kadar bu patikada seyrettikten sonra 2000’li yıllarda azalmaya ve ortalama 2.5’e doğru geri çekilmeye başladı.

Yukarıdaki veriler Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrasında tarihsel ölçeklerde bir ekonomik değişim olduğunu gösteriyor. Dünyanın tek süper gücü ABD, olağanüstü yüksek cari açık ve ticari açıkla yaşamaya başlıyor. Cari açık Sovyetler Birliği sonrası dönemde oluk oluk ABD’ye akan sermaye ile finanse ediliyor. Wall Street’te finansal simya, ABD’ye akan bu sermayeyi paketliyor, yüksek kaldıraç oranları ile yeniden piyasaya sürüyor ve böylece mislilerce artan sermaye Wall Street şirketlerinin bilançolarına kazanç, borsada işlem gören hisse senetlerine tarihsel ölçekte değer artışı olarak yansıyor. Finansal simya sayesinde ambalajlanan yeni finansal ürünlerden ABD halkının payına düşen ise, konut sahibi olabilmek için ucuza borçlanabilmek oluyor. Böylece geri ödeme kabiliyeti olmayanlar bile mortgage kredisi ile (birden fazla) konut sahibi olabiliyorlar. Elbette bu sahiplik geçici ve emlak balonu patlayana kadar sürüyor.

2000 yılının başında borsaya anormal ölçeklerde giren para bir köpüğe neden oluyor ve özellikle kendisini Nasdaq’da gösteren köpük patlıyor. Finansal simya kazançların aktarılabileceği yeni alanlar bulmakta gecikmiyor: “Yükselen Pazarlar efsanesi” yaratılıyor ve “yükselen pazarlara” paketler halinde ihraç edilen sermaye sayesinde (ABD’de geri ödeme imkanı olmayan sayısız insana kredi açmaya benzer” bir süreçle) geri ödeme kabiliyetleri sınırlı geri kalmış ülke insanları da borçlandırılıyor.

Burada biraz duralım … Ekonomik/finansal arka planı bu şekilde tespit ettikten sonra yeniden Elliott analistlerine dönelim.

DJI_1929-97

A.J. Frost-Robert Prechter ikilisinin yazdığı kitap sayesinde Elliott Dalga Prensibi yaygınlaşıyor ve daha fazla insanın ilgisini çekiyordu. İsabetli tahminler Elliott dalgalarına güveni daha da arttırmaktaydı. 1995 yılında Dow Jones Sanayi Endeksi 60 yıllık kanalın üst bandını zorlamaya başlamıştı.

At the Crest of the Tidal Wave_O yıl Robert Prechter finans dünyasında çok konuşulan (ve daha sonraki yıllarda talihsiz bir şekilde yerin dibine batırılan) kitabını yazdı: At the Crest of the Tidal Wave (Gelgit dalgasının zirvesinde) Kitabın alt başlığı da şuydu: A Forecast for the Great Bear Market (Büyük bir ayı piyasası tahmini). Kitap yayımlandığında finans dünyasında ciddi ilgiyle karşılandı. Daha önceki mükemmel tahminleriyle tanınan “onyılın gurusu” büyük bir çöküş öngörüyordu. Yukarıdaki grafik Prechter’ın tahminini gösteriyor. Sözcüklerle ifade etmek gerekirse, 5.000 sınırını aşmış olan borsa endeksinin yeniden 500’lere düşüşü, başka bir deyişle %90’lar ölçüsünde bir çöküş. Bu tahmin, muhtemelen finans tarihinin en dramatik düşüş öngören tahminiydi… Ve fos çıktı.

Ancak Robert Prechter borsanın tarihsel ölçekli bir köpüğe dönüştüğünü öngören tek kişi değildi. O yıllarda para musluklarının başındaki Alan Greenspan de 1996 sonunda yaptığı bir konuşmada tüm varlık değerlerinin irrasyonel coşkunlukla (irrational exuberance) yükseldiğini söylüyordu. Greenspan varlık fiyatlarının köpüğe dönüştüğünü ima ederken Dow Jones Sanayi Endeksi 5.000 sınırında, Nasdaq Composite endeksi 1.000 civarındaydı. Sonraki beş sene içinde Dow Jones Sanayi Endeksi ikiye, Nasdaq Composite endeksi beşe katladı.

Dow Jones Sanayi Endeksi Tidal Wave kitabının yayınlandığı tarihten sonraki ilk yılda 5.000’den 8.000 sınırına sıçradı. Doğrusu bu yükseliş Prechter açısından büyük talihsizlikti, çünkü “büyük bir ayı piyasası” öngören bir kitabın yayınlandığı sene borsanın %50 yükselmesi Prechter’ın kariyeri bakımından hiç hoş olmamıştı. Ancak bu yükseliş bile tahmini değiştirmeyi gerektirmiyordu. İşte nihayet I-III / II-IV kanalının dibinden savrulan (undershoot) endeks, tam da R.N. Elliott’ın öngördüğü gibi kanalın tepesinden de savrulmuştu (overshoot).

Ancak hala bir gariplik vardı: Eşitlik kuralına göre dalga için öngörülen mesafe aşılmıştı, [1]-[3] / [2]-[4] kanalı rehber ilkelerde öngörüldüğü biçimde paralel değildi (yakınsıyordu), endeks bu kanalın da tepesinden savrulmuştu, momentum azalmıyor artıyordu ve …

Daha pek çok sinyal vardı. Cari ve ticari açığı roketlemiş, ortalama büyümesi 1950, 1960, hatta 1970’lerin çok altında seyreden ABD’ye oluk oluk para akıyor, borsalar rekordan rekora koşuyordu.

Peki, ne olmuştu? Acaba “paranın gücü” Elliott dalgalarının yönünü mü değiştirmişti?

HAYIR.

Aslında her şey tam da Dalga Prensibi’ne uygun bir şekilde seyrediyordu, ancak hem Robert Prechter, hem de A.J. Frost (ki o yıllarda Elliott Dalga Prensibi’ni çok iyi bilen ve bu konuda bir de kitabı ortak kaleme almış kişilerdi) çok önemli bazı sinyalleri göz ardı ediyorlardı.

Dahası hem Prechter’ın, hem de Frost’un perspektifi Dow Jones Sanayi Endeksi’nin çerçevesinin içine sıkışıp kalmıştı. Oysa yanıt bu “çerçevenin” dışındaydı.

Bir sonraki yazıda cevabın teknik olarak nerede olduğuna bakacağız. Bu, aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin neden çöktüğü ve ABD’nin yarışta neden yalnız kaldığı sorusuna Elliott dalgaları ve sosyonominin penceresinden bir cevap arayışı olacak.

Sosyonomik Görünüm | Mart – 2016 (4)

2 thoughts on “Sosyonomik Görünüm | Mart – 2016 (3)”

Yorumlar kapatıldı.