Geçmişten Geleceğe İnsan ve Aletleri -3

“Zaman yolcusu önünde uzanıp giden insanların ve makinelerin tarihinin üç muhtemel yoldan birinden ilerleyeceğini görür.”

Bir önceki yazıda insan ve doğayı değiştirmek üzere kullandığı alet ve makineleri arasındaki ilişkinin üç muhtemel biçimden birine dönüşeceğini söylemiştim; sırasıyla inceleyelim:

1) Makinelerin egemenliğinde insan. 

20. yüzyılın başında çarpım işlemi yapmak bir insan için en büyük becerilerden biri kabul ediliyordu. Özellikle iki basamaklı sayıları ezbere çarpan insana dâhi gözüyle bakılıyordu. Daha sonraki yıllarda yaygınlaşan eğitimle beraber çocuklara çarpım tablosu öğretildi. Böylece ortaokul seviyesindeki bir çocuk, sayıları birbiriyle kolayca çarpmayı öğrendi. Bir yüzyıl geriye gittiğimizde, okur yazarlık, temel bilimler, matematik, coğrafya, sanat gibi konularda eğitim almanın sadece üst sınıflara özgü bir ayrıcalık olduğunu görüyoruz.

20. yüzyıl eğitimin ve bilginin demokratikleştiği bir çağ olarak tarihe geçti. Önceki yüzyıllarda zengin sınıflara ait olan öğrenme ve bilme ayrıcalığı, halkın tüm katmanlarına ve önceki yüzyıllardan da geniş bir içerikle sunuldu. Böylece insanın doğa ve evren algısı sekülerleşti.

20. yüzyılın sonlarına doğru makineler hızla gelişmeye başladı. Daha önceki yüzyıllardan farklı olarak, kendi kendine işleyen, kendi çözüm yollarını üreten, işleme tabi tutacağı veriyi kendisi toplayan makineler çıktı. Bu makinelerin bir kısmı çalışma hayatında insanların yerini aldı.

21. yüzyılın başında kitlesel tüketime sunulan akıllı makinelerin çoğu, insanlara gündelik yaşamlarında sayısız kolaylık sağlayan yazılımlarla doluydu. Artık pek çok insan için ezbere çarpım yapmaya, telefon ve adresleri akılda tutmaya, harita okumayı öğrenmeye, sevdiklerinin yaşgünlerini ezberlemeye ve daha pek çok zihinsel etkinliğe gerek kalmamıştı. Yanlarından hiç ayırmadıkları akıllı makineler insanlara yaşamı kolaylaştırıyor, hatasız ve kusursuz bir şekilde ihtiyaç duyulan bilgiyi en kısa zamanda sağlıyordu.

Yapay zeka, 21. yüzyılın ilk on yılı bitmeden bilim-kurgu olmaktan çıktı. Mevcut trende göre 2050 yılına kadar yapay zekanın insan zihninden 10 milyon kat daha hızlı işlem yapması ve saniyede 100 trilyon emri gerçekleştirmesi bekleniyor. 21. yüzyılın başında insan zihninin, yapay zekaya üstünlüğü kabul edilen empati kurma, yargılama, dizgeden çıkma, duygusal bağ kurma gibi pek çok özelliğin de yapay zekanın bir özelliği haline geleceği tahmin ediliyor.

Bu trend, kuşkuya hiçbir yer bırakmayacak şekilde yapay zekanın insan zekasına üstünlüğü anlamına geliyor. Çok yakın zamanlara kadar yeryüzünde insan zekasıyla mukayese edebileceğimiz hiçbir canlı türü olmadığı için insanın gezegenin mutlak hakimi olduğunu kabul ediyorduk. Oysa günümüzde insan zekasına rakip, hatta ondan daha üstün bir zeka türüyle karşı karşıyayız.

Terminator-Robot

Bilim-kurgu türünde bu olasılık genellikle felaket senaryoları biçiminde ele alınıyor; Terminator ve Matrix film serileri bilinen en çarpıcı örnekler. Bu filmlerin her ikisinde de insanın makineler tarafından köleleştirildiği ve bir grup insanın bu kölelikten kurtulmak için savaştığı dünyalar hayal ediliyor. Isaac Asimov, bilim-kurgu türü içinde, makinelerin (ve robotların) gelişimi konusuna en iyimser yaklaşan yazardır. Asimov akıllı makinelerin insanlara hiç bir zaman üstünlük kuramayacağını ve (doğru programlandıkları sürece) her zaman insanın hizmetinde olacaklarını varsayar. Bütün robot romanlarında sözü edilen ünlü robot yasaları Asimov’un robotlara yönelik iyimserliğini gösterir. Asimov’un bazı robot öykülerinde robotlar denetimden çıkar, üç robotik yasanın birbiriyle çeliştiği bazı durumlarda çelişkiye düşerler, hatta bazı robotlar kendilerini insanlardan üstün görürler, ancak bütün öykülerin sonunda sorun çözülür, robotlar insanların hizmetkarları olarak kalmaya devam ederler.

Akıllı makinelerin insanlara üstünlük sağlayacağı kesin. Bu durumda gelecekte insanın makineleri (bildiğimiz ve tanıdığımız anlayış içinde) üretildikçe insana üstünlük sağlayacak bir çizgide gelişirse, Terminatör / Matrix senaryoları ile Asimov’un iyimser robot senaryoları arasında bir yerlerde olacağız gibi görünüyor. İnsanlar belki makinelerin kölesi ya da enerji kaynağı olmayacak, ama en iyi ihtimalde bile zihinsel bir gerileme yaşanacağı, hatta bu zihinsel gerilemenin bir entelektüel çöküşe yol açacağı kesin gibi. 21. yüzyılın ilk 15 yılı biterken bütün toplumsal davranışlarda, siyasi figürlerde, eğlence dünyasında ve sosyal medyada entelektüel çöküşe doğru giden toplumların zihinsel düşüşünün beylik örneklerini görebiliyoruz.

2) İnsanın egemenliğinde makineler

19. yüzyılda sanayinin hızla makineleşmesi, pek çok işçinin işini kaybetmesine yol açmıştı. Bazı tekstil işçileri işlerini kaybetmelerine neden olan makineleri kırmaya başladılar. Bu hareketin bir de (yaşayıp yaşamadığı bilinmeyen) efsanevi lideri vardı: Ned Ludd. Bu yarı gerçek/yarı hayali kahramanın ismine atıfla makine kırıcılarına ludist dendi. Ludizm elbette umutsuz bir girişimdi ve başarısızlığa mahkumdu.

19. ve 20. yüzyılda sanayinin (ve yaşamın) hızla teknolojik ürünlerle dolması bazı kötümserlerin tahmin ettiği gibi yaygın bir işsizliğe neden olmadı, tam tersine yeni sektörler ve iş alanları doğdu ve önceki yüzyıllara göre hızlanan nüfus artışına karşın işsizlik büyük bir sorun olarak yaşanmadı.

DuneHer ne kadar mevcut trend içinde makinelerin hızla insan işçilerin (ve nihai olarak insan yöneticilerin) yerini alması kaçınılmaz gibi görünse de, aksinin de mümkün olabileceğini kurgulayan bilim-kurgu örnekleri var. Örneğin Frank Herbert‘in Dune serisinde insanlık galaksiyi kolonileştirecek kadar gelişmiş bir teknolojiye sahiptir, ancak Dune evreninde “düşünen makineler” yasaklanmıştır. Herbert’in kurgusuna göre insanlığın tarihinin bir döneminde yapay zeka ve “düşünen makineler” insanlar üzerinde egemenlik kurmuş, ancak bu egemenliğe karşı isyan eden insanlar makineleri yok etmiş ve “insana benzer makine yapmayı” yasaklayan bir din geliştirmişlerdir.

İnsanlar makinelerin gelişimini, kendilerine rakip olmayacak bir rotaya yönlendirebilir mi? Bu ihtimal teknolojik gelişimin bu aşamasında çok mümkün görünmüyor. Çünkü insanın kumanda ettiği mekanik aygıtlar, ya da insan kontrolünde fiziksel, kimyasal süreçlere dayalı araçlar artık demode olmaya yüz tuttu. Ancak her şeye rağmen insanın kendisine rakip yapay zekayı  – en azından belli çağlar boyunca – engellemesi mümkün olabilir. Bunun yolu iki muhtemel gelişimden birinin gerçekleşmesine bağlı görünüyor:

2.(i): İnsan zihninin (şu veya bu yolla) en az yapay zekanın işlem yapabileceği bir hız ve kapasiteye ulaşması,

2.(ii): Büyüme ve teknolojik gelişimin daha yavaş bir platoya girmesi, hatta küçülmesi. Bu olasılık da kendi içinde çeşitleniyor: Büyüme ve teknolojik gelişim ya ciddi bir (ekonomik, ekolojik, toplumsal, finansal, bilimsel, vs.) çöküntüyle durur, ya da yeni bir bilimsel gelişim alanı ile teknolojiye dayalı büyüme yavaşlar (hatta geriler).

Yukarıda sözü edilen iki gelişme aynı anda ve iç içe de yaşanabilir; örneğin insan zihinlerini (ve kolektif emeği) birleştirecek yeni bir teknolojik gelişim patikasına girilir ve “çok hızlı, kapasitesi yüksek, insana benzer” makinelere gerek kalmaz. Bu patikada insanın zihinsel ve fiziksel emeği de olgunlaşacak, evrim geçirecek, başka “türlü” bir insan ve toplum doğacaktır.

Şimdilik bilim-kurgu gibi görünüyor, ancak neden olmasın?

3) İnsan-makine karışımı yeni bir türün doğuşu ve yükselişi

İnsan makine karışımı (yapay) türleri konu alan roman ve öyküler, bilim-kurgunun en popüler alanlarını oluşturuyor. Bu tip yaratıklara siborg deniyor. Pek çok popüler bilim-kurgu eserinde siborglar var: Star Wars’da, Doctor Who’da, Star Trek’de… Siborglar popüler kültüre ilk adımı 1970’lerde çok sevilen Altı Milyon Dolarlık Adam dizisi ile atmıştı. Bu dizide bir uçak kazasında organlarının çoğunu yitiren NASA astronotunun organları, altı milyon dolara mal olan “biyonik” organlarla değiştiriliyordu. Böylece ortaya yeni bir “sibernetik” organizma çıkıyordu. Zamanla bilim-kurgu içinde bir alt-tür gelişti: Cyberpunk. Cyberpunk yüksek teknoloji sonucunda bedenleri inorganik madde ve makinelerle birleşmiş, ancak “düşük yaşamlar” sürdüren insanları (katiller, fahişeler, dolandırıcılar, kriminaller, vs..) konu alan bir türdür.

Altı milyon dolarlık adam ve Cyberpunk karakterlerinin iki ucu temsil ettiğini varsayarsak, geleceğin siborglarının bu iki ekstrem arasında bir yerlerde olacağını varsayabiliriz.

Cyborg

İnsan makinelerle birleşerek mevcut kapasitesinden milyonlarca kat fazla kapasiteye ve hıza -ve aynı zamanda dayanıklılığa- ulaşacaksa, yeryüzünde bildiğimiz, tanıdığımız anlamda Homo-Sapiens kültürü ortadan kalkacak demektir. Siborgların ortaya çıkışı, ortalama yaşam süresini dramatik ölçüde uzatacak, insanların hareket ve duyu kısıtlarını ortadan kalkacak, “engellilik” kavramını tamamen yok edecek, insanın algıladığı ses ve ışık frekanslarını mevcudun mislilerce üstüne çıkaracaktır. Bu, insanın sadece “biyonik” anlamda değil, duygusal ve algısal olarak da aşırı güçlenmesi ve içinde yaşadığı evreni bambaşka bir biçimde algılaması anlamına geliyor.

Siborglar, bildiğimiz ve tanıdığımız anlamda Homo Sapiens’e göre çok daha uzun ömürlü, daha hızlı, daha dayanıklı olacak, daha geniş bir spekturumda ışık ve ses algılayabildiği için evreni bambaşka görecek, çok daha zeki olacaktır.

Siborglar ve Homo Sapiens beraberce yaşayabilir mi? Çok zor görünüyor. Homo Sapiens’in başına gelen, Neanderthallerin başına gelenden farklı olmayacaktır.  Eğer bu iki “tür” aynı anda gezegenimiz üzerinde yaşarsa, başka bir deyişle bütün Homo Sapiens’ler (şu veya bu nedenle) siborglara dönüş(e)mezse, köleleştirilecek ve zamanla yok olacaktır.

Siborglar ne zaman ortaya çıkar sorusu ise artık anlamsız, çünkü her birimiz yavaş yavaş birer siborga dönüşüyoruz: İmplantlarımız, kalp pillerimiz, yapay organlarımız, ilaçlarımız ve estetik ameliyatlarımızla her birimiz birer siborguz. Gelecek, siborglaşmanın derecesine bağlı olarak değişecektir. Büyük bilim-kurgu yazarı Arthur C. Clarke’ın 2001 – Bir Uzay Destanı romanında evrende seyahat etmek isteyen akıllı tür, zaman ve organik yapısının kısıtlarını aşabilmek için önce uzay gemisi olur, sonra bu uzay gemisi avatarından da sıyrılır ve saf enerjiye dönüşür.

Sonuç:

Bir önceki yazıda sözünü ettiğim zaman yolcusu, geleceğe doğru seyahat ettiğinde yukarıda ana başlıklar halinde topladığım dünyalardan birini, ya da bunların bizim bugünden hayal bile edemediğimiz sentezlerinden birini gözlemleyecektir. Eğer zihin kapasitesi bizler kadarsa, gördüklerinden hiç bir şey anlamama olasılığı çok yüksektir. Gelecek zamanlarda görecekleri karşısında yaşayacağı şok, diyelim ki 5. yüzyıl insanının bizim zamanımıza gelip 21. yüzyılı gördüğünde yaşayacağı şoktan çok daha büyük olacaktır.

Çünkü biz ne kadar teknolojik bir nesil olsak da, hala Homo Sapiens’lerden oluşuyoruz. Gelecekte bu gezegen üzerinde dolaşan “yapay” türün Homo Sapiens olmama ihtimali çok yüksek.

Belki üzücü, belki değil, bilemiyorum: Biz yeryüzünde yaşayan son insan nesli olabiliriz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s