İdeal topluma ne kadar yakınız?

20. yüzyılın ortalarında sadece bilim kurgunun konusu olan robotlar ve yapay zeka yakın zamanda gündelik yaşamımızın ve toplumsal yapımızın birer parçası olacaklar.

Reklamlar

Yapay Zekayı tartıştığımız bugünlerde Asimov’un robotik yasalarını hatırlamanın tam zamanı:

    • Bir robot bir insana zarar veremez, ya da insanın zarar görmesine seyirci kalamaz.
    • Bir robot birinci robot yasasıyla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
    • Bir robot birinci ve ikinci robot yasalarıyla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.

robotAsimov’un öykü ve romanlarında boy gösteren robotlar, yukarıda sıralanan üç robot yasasına göre hareket ederler. Öykülerde robotların çelişkiye düştükleri zamanlar olur; bu durumlarda bazen harekete geçmeden önce karmaşık mantık yolları izlerler, bazen de işin içinden çıkamaz ve hareketsiz kalırlar.

Asimov daha sonra robot yasalarına Sıfırıncı Robot Yasası adını verdiği bir yasa daha ekledi:

  • Bir robot insanlığa zarar veremez, ya da insanlığın zarar görmesine seyirci kalamaz.

20. yüzyılın ortalarında sadece bilim kurgunun konusu olan robotlar ve Yapay Zeka yakın zamanda gündelik yaşamımızın ve toplumsal yapımızın birer parçası olacaklar.

artificial-intelligenceEn azından bu aşamada, robotlar ve Yapay Zeka algoritmalarla programlanıyorlar. Algoritmalar, bir sonuca ulaşmadan önce, adım adım ilerlemeye dayalı bir hesaplama ve mantık yürütme işlemidir. İnsanlarda evrimin doğal seçilim ilkesine göre gelişen özellikler, Yapay Zekaya adım adım hesaplanan ve hesaplama sonucuna göre bir sonraki adımda ne yapması gerektiğini emreden algoritmalar aracılığıyla öğretiliyor. Robotlar, çok hızlı işlem yapabilen elektronik beyinleri sayesinde çok kısa bir süre içinde milyonlarca algoritmayı işleyebiliyor ve pek çok zaman insandan da hızlı bir şekilde sonuca ulaşabiliyor.

Ancak ulaştığı sonuç ne kadar “doğru”?

Üretimlerinin bu aşamasında temel bazı fiziksel işlemleri, matematiksel hesaplamaları ve süreçlere dair bazı bileşik eylemleri yapmak üzere programlanan robotların işleyişinde bir sorun yok. Örneğin bir üretim bandında iki ürünü birbirine kaynatmak üzere programlanan bir robot, bu işlemi kusursuza yakın bir mükemmellikte yapabiliyor.Keza bir bilgi işlemci, çok karmaşık bir veri tabanını olağanüstü bir hızla tarayıp gerekli veriyi mili saniyeler içinde bulup çıkartabiliyor. Ancak  Asimov’un yasalarında sözü edilen “insana ve kendi varlığına zarar vermemek” gibi karmaşık muhakeme gerektiren kavramlara gelince, iş zorlaşıyor; çünkü bu tip bir muhakeme yürütebilmek için insan mutluluğu ne demektir sorusuna bir yanıt bulmak gerekiyor.

Tarih boyunca insanlar mutluluğun ne olduğuna kafa yoruyorlar. Mutluluğu bazı başlıklar altında tarif etmek mümkün: Sağlık, şiddete maruz kalmama, temel gereksinimlere ulaşabilme, vs.. Bunlar olmadan da mutlu olunabileceğini ileri süren düşünce akımları olsa da, sağlıklı olmanın sağlıksız olmaktan, şiddetten uzak yaşamanın şiddete maruz kalmaktan, barınma, beslenme gibi temel gereksinimlere ulaşabilmenin ulaşamamaktan daha iyi olduğuna kuşku yok. O halde yapay zeka insanlara robotik yasalar uyarınca hizmet edecekse, her şeyden önce iki durumdan birini tercih etmek zorunda ve iki durumdan biri herhangi bir itiraza yer bırakmayacak kadar kabul gören bir gönenç halini ifade etmeli.

Böylece insanın ve toplumun mutluluğunu sayısallaştırırken temel alınacak ölçütleri tanımlamak nispeten kolaylaşıyor: İhtiyaçların giderilmesi için kişi başı gelir, doğumda ortalama yaşam beklentisi, sağlık hizmetlerine erişebilirlik, temiz su kaynakları, solunan hava kalitesi, yerel ve ulusal suç oranları, trafik kazaları, vs…

21. yüzyılın ilk on beş yılı biterken, temel karar süreçleri yapay zekaya değil insanların kurduğu organizasyonlara dayalı olsa da pek çok alanda geçmiş yüzyıllara göre büyük sıçramalar gerçekleştirilebildiği görülüyor. Henüz yakın zamanda, 20. yüzyılın başında insanlığı meşgul eden pek çok sorun çözüldü: Kanalizasyonlar, yollar, köprüler yapıldı, temel ihtiyaçların üretimini ve dağıtımını sağlamak üzere ağlar kuruldu, önleyici ve tedavi edici sağlık hizmetleri yaygınlaştırıldı, örgün eğitim sayesinde cehalet önemli ölçüde giderildi, 20. yüzyılın başında yeryüzünde %80’lerin üzerinde olan mutlak yoksulluk %30’lara çekildi, mekanik ve elektronik pek çok buluş sayesinde yaşam kolaylaştı, elektrik, gaz ağlarına önce telgraf, telefon, daha sonra fiber internet ağları eklendi. Böylece nereden bakılırsa bakılsın 19. yüzyıl kısmen, 20. yüzyıl ciddi anlamda ilerleme yüzyılları oldular.

İnsanlık 21. yüzyıla, yukarıdaki paragrafta sayılan pek çok kazanımla girerken, bazı alanlarda yeni sorunlarla karşı karşıya: Pek çok düzlemde eşitsizlik (sınıfsal, coğrafi, cinsel eşitsizlikler), çevresel sorunlar (erişilebilir su kaynaklarında azalma, küresel ısınma, okyanus kirlenmesi, asit yağmurları, vs.), modern toplumlara özgü sağlık sorunları (obezite, depresyon, vs..), tarihsel ölçekli borçlanma (kişisel, kurumsal, kamusal borçlar).

Önceki yüzyıllara göre insan uygarlığı çok daha karmaşık. Bu karmaşıklık düzeyi, insan toplumlarını daha karmaşık yapıda organizasyonlar yaratmaya ve daha karmaşık çözüm yolları bulmaya zorluyor. 20. yüzyılın pek çok kurumu, 21. yüzyılın karmaşık uygarlığına uygun olmadığı için hızla çözülüyor, dağılıyor. Örneğin 19. ve 20. yüzyılda – zaman zaman kazalara uğrasa da- genel anlamda işleyen serbest piyasa ekonomisi küreselleşmiş bir dünyada sürekli krizler yaratan bir canavara dönüştü. 20. yüzyılda kitlesel demokrasinin kurulmasında önemli işlevler gören parlamentolar işlevsiz kaldı, seçimler çözüm üretemez oldu, yerel yönetimler yozlaştı. 20. yüzyılın ikinci yarısında dünya barışının korunmasında önemli katkıları olan Birleşmiş Milletler etkisizleşti. 20. yüzyılın eğitim/öğretim modeli ciddi sorunlarla yüz yüze geldi, akademiler şirketleşti, spor organizasyonları amatör ruhunu yitirdi, dev bütçeli gösterilere dönüştü, vs.

fukushimaÇağımızda insanlığın karşılaştığı sorunlar, yerel karar mekanizmaları ile çözülemeyecek kadar büyüdü, karmaşıklaştı. Örneğin Çernobil nükleer santral kazası sadece Ukrayna’ya değil, bütün bölge ülkelerine zarar verdi. Japonya’daki Fukuşima nükleer kazasından sonra ortaya çıkan radyasyon, Pasifik okyanusunu da aşarak Amerika’ya kadar ulaştı. Yoğun CO2 salınımına neden olan ABD, Çin, Almanya gibi ülkeler bütün dünyaya zarar veriyorlar. Londra forex piyasasındaki spekülatif bir işlem, dünyanın bütün finans piyasalarında sarsıntıya neden olabiliyor. Afrika’da ortaya çıkan bir virüs, kısa zamanda dünyaya yayılarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor.

Özetle, 19. ve 20. yüzyıl uygarlığına göre çok daha karmaşık bir uygarlık olan 21. yüzyıl uygarlığı çok daha karmaşık küresel kurumlara ihtiyaç duyuyor. Yapay Zeka, hem olağanüstü büyüklükteki verinin toplanması, işlenmesi anlamında, hem de karar verme aşamasında 21. yüzyıl uygarlığının en önemli araçlarından biri olacak.

Ancak dünyamızın kaderini ve bizlerin yaşamını etkileyecek kararlar nasıl alınacak? Üç muhtemel model öne çıkıyor:

  1. Yapay Zeka tek karar verici olur. Dünyanın neresinde ne ekileceğine, ne üretileceğine, atmosfere salınan gazların yüzdelerine, teknolojik araştırma geliştirmeye ayrılacak kaynaklara Yapay Zeka karar verir, günümüzde siyasi yönetimlerin sorumluluğunda olan daha pek çok alan Yapay Zeka’ya devredilir.
  2. Yapay Zeka sadece veri toplama ve toplanan verileri işleme tabi tutma görevini üstlenir. Yapay Zeka raporlar, simülasyonlar üretir. Karar verici organlar, bu raporlara ve simülasyonlara bakarak, ancak bu raporlarda öne sürülen fikirleri dikkate alarak karar verirler.
  3. Yapay Zeka sadece veri toplama amacıyla kullanılır. Toplanan verileri değerlendirme ve karara bağlama işlevi “doğal zekanın” sorumluluk alanı içinde kalır.

Bu üç muhtemel durumu değerlendirmeden önce, yazının başındaki tartışmaya geri dönüyorum: Mutluluk sayısallaştırılabilir mi?

Araştırmacı Karol Jan Borowiecki, üç önemli bestecinin, Mozart, Beethoven ve Liszt’in yazdıkları 1.400 mektubu inceleyerek bu üç önemli bestecinin mektupların yazıldığı dönemlerdeki ruh hallerini tespit ediyor. Daha sonra bu ruh halleri ile, bestecilerin aynı dönemde ürettikleri eserleri karşılaştırıyor. Bu çalışmasının sonucunda Borowiecki, duygularla, özellikle de melankoliyle sanatsal yaratı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu tespit ediyor. Bir hesaplamaya göre, olumsuz duygularda %9.3 artış, bir sonraki yıl sanatsal üretimde %6.3 artışa neden oluyor. Borowiecki’ye göre bir bestecinin önemli bir bestenin tamamını gerçekleştirebilmesi için olumsuz duygularının %37 oranında artması gerekiyor.

mozart-beethoven-lizst

Bu araştırma bir kaç biçimde yorumlanabilir:

Bizim Mozart’ın, Beethoven’in, Liszt’in eserlerini “büyük eser” olarak tanımlamamız, aynı duyguları paylaşmamızdan kaynaklanıyor olabilir. Bize göre çok daha mutlu insanlardan oluşan toplumlarda bu bestelerin hiç bir karşılığı olmayabilir. O toplumların büyük eser olarak tanımladıkları, Mozart’ın, Beethoven’in, Liszt’in bestelerine hiç benzemeyebilir.

İkinci bir yaklaşıma göre, bir topluluğu oluşturan bütün bireyler aynı duygusal ortalamada olmayacağına göre, mutluluk seviyesi çok düşük bireyler arasından yeni Mozart’lar, Beethoven’ler, Liszt’ler, Van Gogh’lar, Picasso’lar, Nazım Hikmet’ler çıkacaktır.

Yapay Zeka’nın geleceğin insan uygarlığındaki rolünü bu perspektiften tartışalım: Eğer Yapay Zeka tek karar verici olacaksa, mutlak ve sürekli insan mutluluğunu değil, belli bir ortalama tutturmayı  hedeflemeli ve zaman zaman insan muhakemesine benzer bir muhakemeye sahip olmalıdır. Mutlak ve sürekli insan mutluluğu, uygarlığın gelişimini durdurabilir, birkaç nesil sonra büyük felaketlerin zeminini hazırlayabilir. Bu seçenekte Yapay Zeka bir üst akıl olarak işlev görecek, bireysel yaşam alanlarını çok geniş bir otonomi ile insana terk edecektir. Böylece insanlar, “büyük ve kendilerinin çözemeyeceği sorunlarla” uğraşmak yerine, kendi hayatlarına konsantre olabilecektir.

artificial-intelligence2

Yapay Zeka tek karar verici olmayacak, ancak ürettiği veri ve sonuçlar geleceğin karar vericileri için en önemli dayanak olacaksa, geleceğin yöneticilerinin niteliği nasıl olmalı sorusu gündeme geliyor. Bu seçenekte geleceğin yöneticilerinin teknisyenlerden oluşması gibi bir zorunluluk ortaya çıkıyor, çünkü geleceğin yöneticilerinin Yapay Zeka ile üst düzeyde bir işbirliği içinde çalışması gerekiyor. Bu durumda bir teknokrat aristokrasisi kurulma riski olacaktır. Bu riski ortadan kaldırmak için teknokrat yönetici sayısını yüksek tutmak gerekebilir. Örneğin her bir mahalleye kadar yayılan çok geniş tabanlı bir küresel demokrasi kurmak ve yapay zekayı, milyonlarca insanın küçük karar ve girişimlerini dikkate alan bir işlevsellikle birleştirmek yoluna gidilebilir. Böyle bir yönetim modelinde en üstteki yöneticiler diktatörler değil, en iyi ihtimalle birer koordinatör ya da eşitler arasında birinci olabilirler.

Yapay Zeka sadece bir “bilgi deposu” olarak kullanılacaksa, yani sadece veri toplama ve bu verileri sıralama, düzenleme gibi basit işlemleri yapacaksa, 19. ve 20. yüzyılın yönetim modellerine benzer modeller kurulacak demektir. Bu seçenek,  sadece çok düşük bir büyüme, hatta küçülme patikasında söz konusu olabilir. Daha da büyüyen ve karmaşıklaşan bir ilerleme çizgisinde Yapay Zekanın 20. yüzyıl bilgisayarlarına benzer bir işlevle kullanılma ihtimali çok düşük.

Yapay Zeka gelecekte, insanları köleleştiren, sınıf farklılıklarını büyüten bir etki yapmak bir yana tam tersine insan toplumlarını eşitleyici ve demokratikleştirici bir rol oynayacaktır. Bugün insanlığın uğraştığı pek çok sorun, Yapay Zeka’nın hızlı, yaygın kapasitesi sayesinde ortadan kalkacak, insanların bugün birbirlerini öldüresiye savaştığı sorun alanlarında optimal çözümler üretilebilecektir.

19. yüzyılda kaynaklar çok daha kıt olduğu için, bu kaynakların paylaşımı en önemli sorunların başında geliyordu. Günümüzde üretim ve dağıtım ağları sayesinde insanlığın kıtlık diye bir sorunu yok, sadece kaynakları eşit bir şekilde paylaşamamak diye bir sorunu var. Bu eşitliğin bir ucunda yer alanlar – kendileri için de sahip olması ve yönetilmesi başlı başına bir sorun olan – devasa servetlerin üzerinde oturuyorlar. Ne kişisel, ne de kurumsal olarak böyle bir servete ihtiyaçları var. Bu servet olmasa da, yaşamlarını bolluk içinde geçirebilir, tüm hayallerini gerçekleştirebilirler. Bu uçtaki insanların servetlerinin yarılanması bile onlar için bir kayıp değil. (Ciddi ekonomik krizlerde servetlerinin %25-30’unu “kaybediyor”, daha sonra hızla yeniden “kazanıyorlar”.) Eşitliğin diğer ucuna yığılan insanların ise sayısı çok fazla ve bu insanların yaşam standartlarını %50-60 oranında iyileştirmek bile insanlık tarihinin en önemli devrimi olacaktır.

19. yüzyılın sonunda insanlar kanalizasyonsuz, bataklıklarla çevrelenmiş kentlerde yaşıyor, kızamık, kolera, tifo, grip salgınlarında ölüyordu. Okuma yazma bilenlerin oranı nüfus içinde %5-10’u geçmiyordu. Kadınlar önemli ölçüde toplumsal yaşamın dışındaydı, erken yaşta evlendiriliyor, çocuk sahibi oluyorlardı. Çocukların kayda değer bir yüzdesi 5-7 yaş dönemini geçemiyor, hayata erken veda ediyordu. Ortalama ömür beklentisi 40 civarındaydı. Toplumun %95’i için sınıf atlama umudu yoktu, sınıf atlamanın tek yolu zengin biriyle evlenmekti. Mesafeler çok uzun, bu mesafeleri kat etmek için gerekli araçlar çok yetersizdi. Evler ilkel sobalarla ısınıyor, gaz lambaları ile aydınlatılıyordu. Yiyecekler tuzlanarak korunabiliyor, pek çok temel ihtiyaç maddesi bulunamıyordu. Oy hakkı sadece belli kesimlere aitti. Kadınlar ve mülksüzler oy kullanamıyorlardı. Şiddet alabildiğine yaygındı ve pek çok yerleşim birimi devlet dışı güçlerin tehdidi altındaydı. Sokaklar çamur içindeydi, su kuyulardan temin edilebiliyordu. Sağlık hizmeti veren birimlerin sayısı çok az, sağlık personeli yetersizdi.

100-150 yıl sonra yukarıda sıralanan sorunların önemli bir kısmı çözüldü. Yeryüzünde Afrika ve Asya ile Güney Amerika’nın sınırlı bölgeleri hariç, aşırı yoksulluğun (ve yoksunluğun) hüküm sürdüğü coğrafya kalmadı.

İdeal topluma giden yolun önemli bir kısmı kat edildi. Bundan sonraki aşamada insanlık, şimdiye kadar sahip olduğu aletlerin en gelişmişi olan Yapay Zeka ile en büyük sıçramasını yapacak ve “ideal topluma” ulaşacaktır.

Ondan sonraki yol Anne Dünya’dan yıldızlara giden yoldur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s