Kediler ve Dalgalar-XI

 

earth_from_space…hayat olayının geçtiği sahne, …, dikine 3.000 metrelik bir uzunluğu kapsar. Bunun ne anlama geldiğini kavramaktan da öteye, kafamızda ve gözümüzde canlandırabilmek için bu 3 bin metreyi, uzaydan çekilmiş dünya fotoğrafı üzerinde görülen dünyaya aktarmamız gerekiyor. Bu fotoğraftaki yerkürenin çağı yaklaşık 12 santimetredir. Bu ölçeğin üzerinde ökosfer dediğimiz hayata elverişli alanın genişliği 0,03 milimetredir.

Hepsi bu işte. Bu sadece biz insanların yaşama alanı anlamına gelmez, sadece insanlık tarihinin gerçekleştiği alan da değildir; bildiğimiz, tanıdığımız bütün hayat biçimlerine, hayat dediğimiz ne var ne yoksa, tümüne verilmiş biricik alandır bu. 2.000 yukarıya, 1.000 aşağıya olmak üzere 3.000 metrelik dikine bir düzleme yayılmış, topu topu 12 bin kilometre kalınlığında, ama daha birkaç  yüz metre yer altı derinliğinde hayat bakımından “yasak” bölge anlamına gelen alanla sınırlanmış ve serbest, kendi başına ölçümlere sığmayan, tasarlanması olanaksız bir boşluk oluşturan uzayda salınıp duran bir küre. Bizim yaşam alanımız bu işte; insanlık tarihinin tiyatrosunun oynandığı alan.

Bu tablo nasıl bir etki bırakıyor insanda? Ne gibi bir izlenim ediniyoruz ona bakınca? Bulunduğumuz yerle ilgili sayıları ve ilişkileri bu yoldan kafamızda, gözümüzde canlandırılabilir hale getirmekle yeryüzündeki konumumuza ilişkin ne türden yargılara varıyoruz?” (Hoimar Von Ditfurth, Dinozorların Sessiz Gecesi 5. Kitap, S.43, Alan Yayıncılık, 2. Baskı)

Yeryüzünde tek hücreli yaşam 3.8 milyar yıl önce başladı, 570 milyon yıl önce çok hücreli yaşama, 200 milyon yıl önce de memelilere evrildi. Modern insanın ortaya çıkışı ise sadece 200 bin yıl önce. Modern insanın Afrika savanalarından başlayan yolculuğu 1969 yılında aya ayak basılması ve sonraki yıllarda Güneş Sistemi içindeki diğer gezegen ve uydulara insansız uzay araçları gönderilmesi ile devam etti. 2030 yılına kadar Mars’a insanlı uçuş yapılabileceğine dair umutlar var. Ancak insanın bugün sahip olduğu en hızlı uzay araçları ile ulaşabileceği mesafe, içinde yaşadığımız evrende gülünç denebilecek kadar küçük. Samanyolu galaksisinin çapı 120.000, kalınlığı 1.000 ışık yılı. Bizim güneş sistemimiz, galaksinin merkezine 27.000 ışık yılı uzaklıkta. Astronomların tahminine göre sadece bizim galaksimizde 400 milyar yıldız var. 170 milyar galaksinin olduğunu ve evrenin bir ucundan diğerine mesafenin 13,8 milyar ışık yılı olduğunu düşünürseniz, kaba bir hesaba göre evrenimizde 1024 adet yıldız var demektir. Yani 1.000.000.000.000.000.000.000.000 adet yıldız.

milkywayBu ölçeklerden bakınca yeryüzündeki yaşam gerçekten de çok önemsiz ve kırılgan görünüyor. Buna ilaveten bir sorun daha ortaya çıkıyor: İçinde yaşadığımız evrende ulaşılabilecek en yüksek hız ışık hızı (yaklaşık 300,000,000 m/s). 1 ışık yılı, ışığın bir senede ulaşabileceği mesafe demek. Yani, dünyamızdan galaksinin merkezine ışık 27.000 yılda ulaşıyor. Başka bir deyişle, ulaşabileceğimiz en yüksek hıza ulaşsak bile, galaksinin merkezine 27.000 yılda ancak gidebiliriz. Bu, ortalama insan ömrünü 100 seneye çıkarsak ve her 25 yılda bir nesil yetiştirsek bile, yaklaşık 70 nesil demektir. Dünyamızdan yola çıkıyoruz, ulaşabildiğimiz en yüksek hızla hareket ediyoruz ve galaksinin merkezine ancak 70. nesilde, 27.000 yıl sonra ulaşabiliyoruz. Yazının tarihinin yaklaşık 8,000 yıl olduğunu düşününce hiç de umut verici değil.

Diyelim ki, galaksinin merkezine değil de, en yakın yıldıza gitmeye karar verdik. En yakın yıldız Alfa Centauri, dünyamıza 4,37 ışık yılı mesafede. Işık hızına ulaşabilirsek çok uzak sayılmaz, ancak gene de şu andaki ortalama insan ömrünün yaklaşık onsekizde birini uzay yolculuğu ile geçirmemiz gerekiyor. Nereden bakarsanız bakın korkunç. Ancak uzun vadede daha da ürkütücü bir sonucu var:

Diyelim ki insan uygarlığı hem ortalama yaşam süresini arttırdı, hem de ışık hızında seyahat etmeyi öğrendi. Ortalama insan yaşam süresinin 1.000 yıla çıktığını varsayalım. Bu durumda bile, Samanyolu galaksisinin merkezine sağ salim ulaşamıyoruz. Demek ki, dünyadan ışık hızıyla hareket eden bir uzay aracına binen ve ölmeden galaksinin merkezini görmek isteyen bir insanın en az 27,000 yıl, yani mevcudun yaklaşık 350 katı daha fazla yaşaması gerekiyor.

Bu bile tatminkar değil: Yaşam süremizi 350 kat, teknolojimizi de 180.000 kat (en hızlı aracımız ışık hızının kabaca 180.000’de biri hızında hareket edebiliyor) arttırsak bile bir tek neslin içinde kendi galaksimizin dışına gitme ihtimalimiz yok; düşünün ki evrende 170 milyar galaksi daha var. (Kaç evren olduğunu sorgulamadan geçmek en iyisi galiba.)

Hal böyle olunca mevcut durumu sindirebilmek için koyu bir kahve ve biraz gotik/gudik bir şarkı dinlemek şart oluyor:

O halde düşünelim: Mevcut gidişata göre uygarlığımız mislilerce kat sıçrama yapsa bile en iyi ihtimalle tek bir galaksinin içinde yaşayıp ölmeye mahkumuz demektir. Mislilerce sıçrama dediğim de hızımız 180.000 kat, yaşam süremiz de 350 kat artıyor. Breh breh breh…

Akla şu geliyor: Acaba uygarlığımız ne kadar ilerlerse ilerlesin, eninde sonunda uzayın belli bir bölgesinin içinde, belli bir hızla seyahat etmek zorunda olan (evrenin ölçeği düşünülünce) önemsiz bir yaşam türümüyüz? Eğer değilsek, yani hem uygarlığımızın, hem de yaşam süremizin üst sınırı açık ise 3,8 milyar yıl önce prokaryot olarak başlayan yolculuk, uçsuz bucaksız bir mecrada, bütün galaksiye, hatta bütün evrene, daha ileri giderek bütün evrenlere yayılmaya kadar gidiyor demektir. Bu durumda bile (var olan fizik bilgimize göre) şöyle bir sorun var: Evrende hiç bir şey ışık hızından daha hızlı seyahat edemiyorsa, bu on yüz bin milyon milyar hızında hareket eden ve hiç ölmeyecekmiş gibi uzun yaşayan süper-insanlar birbirleriyle nasıl haberleşecek, nasıl tek bir uygarlığa ait olacaklar? Bu da yetmiyor, bir de Einstein’ın görelilik kuramına göre İkizler Paradoksu denen bir illet var: “Hiç ışık hızıyla hareket edenle, duran bir olur mu” kuralı. Yani, bir gezegen üzerinde yerleşik olanların zamanı ile ışık hızında hareket edenlerin aynı zamansal düzlemi paylaşamamaları sorunu.

Offf… Neresinden tutsak elimizde kalıyor.

(Kahvedekiler -ınının diyor; ınının ınının ınının ınınııııın.)

Tabi sorun sadece bundan ibaret de değil. İtalyan fizikçi Enrico Fermi (muhtemelen bir şişe Montelpuciano şarabının dibine vurduğu bir gecenin sabahında) şöyle düşünüyor: Galakside bizim güneşimize benzer milyarlarca galaksi var (değil mi Toto? Si) Bu yıldızların etrafında bizimkine benzer sayısız gezegen olmalı (değil mi Toto? Si) Bu gezegenlerde bizimkine benzer sayısız akıllı uygarlık olmalı (değil mi Toto? Si) Bu akıllı uygarlıkların bir kısmı uzay yolculuğunu (çoktan) bulmuş olmalı (değil mi Toto? Si) En düşük hızlarda seyahat ediyor bile olsalar, bir milyon yılda bu uzay seyyahlarının bir kısmının Samanyolu Galaksisi’ni bir uçtan bir uca çoktan keşfetmiş olması gerekir (değil mi Toto? Si) Eeee o halde nerede bunlar? Niye en ufak izlerine bile rastlamıyoruz? (Mamma Mia!) Fermi’nin Toskana şarabını fazla kaçırıp ortaya attığı bu düşünceye hemen bir isim de bulunmuş: Fermi Paradoksu.

Sonraki yıllarda Fermi’nin kuyuya attığı taşı çıkartma işini sayısız bilimci yüklenmiş.

Amerikalı astronom Frank Drake oturup formüller geliştirmiş ve bir hesap yapmış: Drake Denklemi olarak bilinen bu denkleme göre sadece bizim galaksimizde 1.000 ila 100.000.000 uygarlık olması lazım. Peki o halde neredeler? Bir radyo sinyali bile de mi bize ulaşmaz?

1967’de Sovyet astronom Iosif Shklovsky ile Amerikalı astronom Carl Sagan oturup başka bir yöntemle yeni bir hesap yapmışlar ve (şimdiye kadar) bir milyon uygarlığın ortaya çıktığını hesaplamışlar. Bir milyon uygarlığa rağmen galaksimizin sessiz sedasız olmasını da şöyle izah etmişler: Bütün ileri uygarlıklar zamanla yok olurlar. Shklovsky ile Sagan’ın bu sonuca ulaşması aslında çok da şaşırtıcı değil, çünkü tam da o yıllarda (1962) Küba füze krizi yaşanmış, dünya nükleer savaşın eşiğine gelmiş, Kruşçev ve Kennedy’nin sağduyulu yaklaşımı sayesinde insan uygarlığı yok olmaktan kurtulmuştu.

Tarihçi Ian Morris, 2010 yılında kaleme aldığı Dünyaya Neden Batı Hükmediyor isimli kitabında insanlığın önünde iki yol olduğunu söylüyor. Birinci yol, ünlü bilim kurgu yazarı Isaac Asimov’un 1941 yılında yazdığı Nightfall (Gece Karanlığı) isimli öyküde anlatılan yol:  Altı yıldızdan ışık alan ve gecenin ne olduğunu bilmeyen bir gezegen, bir gün (şu veya bu nedenle) tarihinde ilk kez gece ile tanışır. Uygarlık hızla çöker.  İkinci yol, Amerikalı bilgisayar mühendisi ve fütürist Ray Kurzweil‘ın öngördüğü yol: İnsanlık çok hızlı bir teknolojik patlama rotasında (olağanüstü bir hızla) ivmelenir. Çok kısa zamanda (Kurzweil’a göre 2045 gibi çok yakın bir tarihte) teknolojik ilerleme o kadar hızlanır ki, artık ilerleme tek bir günün içinde hissedilir düzeye gelir. Uygarlık bir tür insan/makine süper zeki uygarlığına dönüşür, teknolojik tekillik (singularity) seviyesine sıçranır. Bu uygarlık için artık zaman ve mekan kavramları anlamını yitirir.

İşte takvimler 2016’dan 2017’ye dönerken böyle bir yol ayrımında olabiliriz: Nightfall veya Singularity…

Biliyorum, sigortaları yakma riski doğuyor. Şöyle laylaylom bir şarkıyla Kediler ve Dalgalar’ın bu bölümünü bitireyim. Bir sonraki bölümde vadeyi kısaltarak yakın geleceğe, 2017’den 2025’e uzanan çok yakın geleceğe bir göz atalım ve Yeni İnsan Çağı’na mı, yoksa Taş Devrine mi gitmekte olduğumuzu değerlendirelim.

(Bu yazıyla beraber, Kediler ve Dalgalar – I, Kediler ve Dalgalar – II, Kediler ve Dalgalar – III, Kediler ve Dalgalar – IV,  Kediler ve Dalgalar -VKediler ve Dalgalar-VI, Kediler ve Dalgalar-VII,  Kediler ve Dalgalar-VIII,  Kediler ve Dalgalar-IX ve Kediler ve Dalgalar-X başlıklı yazıların da okunmasını öneririm.)

Kediler ve Dalgalar – XII

Reklamlar

1 thought on “Kediler ve Dalgalar-XI”

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s