Kediler ve Dalgalar-XIII

1990’ların ikinci yarısından itibaren evlere internet girmeye başladı. 1980’lerde oyun oynamak amacıyla satın alınan Commodore, Atari, Amiga bilgisayarlar yavaş yavaş kişisel bilgisayarlarla değiştirildi.

İlk internet kullanıcıları internete dial-up bağlanır, 64 veya 128 MB’lık bellek ve 500 MB’lık hard disklerden oluşan masaüstü bilgisayarlarla oldukça düşük hızlarda ağı gezmeye çalışırdı. 1990’larda IRC sohbet odalarında o güne kadar ulaşılamamış coğrafyalar ve kültürlerle ilk bireysel temaslar kuruldu. Dünyanın farklı coğrafyalarından ve kültürlerinden gelen insanlar, saat farklarına aldırmaksızın saatler süren sohbetler etmeye başladılar. 1990’ların sonlarında msn, yahoo, icq messenger geliştirildi. 2000’lerin başında hızla bu ortamlar yaygınlaştı. Messenger sayesinde dosya değişimi kolaylaştı, görüntülü ve sesli iletişim imkanları doğdu. Sonraki yıllarda Skype, Facebook, Instagram, Twitter, Pinterest gibi ortamlarda dosya, resim, fikir paylaşımı daha da yaygınlaştı, kolaylaştı. Bu arada işlemci, bellek ve hard disk kapasiteleri mislilerce arttı.

Intel şirketinin kurucusu Gordon Moore’un, 1965 yılında yazdığı bir makale ile bütün dünyaya duyurduğu bir öngörüsü var: Buna göre her 18 ayda bir mikroişlemciler içindeki transistör sayısı iki katına çıkacak, bu da işlemci kapasitelerini hızla arttıracaktı.

moore

Daha sonraki yıllarda bu öngörünün (18 ayda değilse bile, 2 senede) gerçekleştiği görülünce, mikroişlemci transistör sayısındaki artışa Moore Yasası adı verildi.

Moore Yasası bize sadece son 40 senedeki mikroişlemci kapasite ve hızındaki artışı değil, aynı zamanda diğer dünya yurttaşlarıyla kurduğumuz ilişkinin ve bu ilişkiler vasıtasıyla bilginin üretilme ve yayılma hızının artış ivmesini gösteriyor. Son 40 senede transistör sayısı bir milyon katına çıktı; bu aynı zamanda 1970’lere göre 1 milyon kat daha fazla bilgi üretiyor ve ürettiğimiz bilgiyi aktarıyoruz demek. Amerikalı yazılım mühendisi Eric Schmidt 2010 yılında verdiği bir konferansta, tarihin başlangıcından 2003 yılına kadar ürettiğimiz kadar bilgiyi, artık her iki günde bir ürettiğimizi söyledi. 2012 yılında Cisco, IP trafiğinin son beş yılda sekiz katına çıktığına işaret etti. Cisco’nun tahminine göre, 2020 yılında akıllı telefonlar üzerilen aktarılan bilgi, kişisel bilgisayarlarla aktarılan bilgiyi geçecek. Anlamı şudur; artık bilgi akışı çok daha esnek ve “taşınabilir” ortamlar vasıtasıyla gerçekleşecek. 2013 yılında yeni bir kavram gündeme girdi: Nesnelerin interneti (Internet of Things, IoT) Buna göre artık sadece bilgisayarlar, cep telefonları değil, ev aletleri, ısıtma ve taşıma sistemleri de birbirine bağlanacak. Böylece akıllı evlerin, akıllı taşımacılığın, daha ileri giderek akıllı kentlerin ve ülkelerin yolu açılıyor. Yapılan tahminlere göre 2020 yılında 50 milyar nesne internete bağlanmış (ve birbiriyle haberleşiyor) olacak.

Bunun ne demek olduğunu hayal etmek bile güç. Ancak mevcut trend, egzoz dumanından, trafik gürültüsünden, sürücü hatalarından kaynaklanan kazalardan arınmış kentlere, enerji kaynaklarının maksimum etkinlikle ve boşa harcanmadan kullanılmasına, rutin ve insan sağlığını tehdit eden işlerin tamamının robotlar tarafından yapılmasına, yapay organlar sayesinde organ yetmezliğinin önüne geçilmesine, sinir ağlarını yapay organlara bağlayarak fiziksel engelliliğin ortadan kaldırılmasına, önleyici hekimliğe, doğum öncesinde yapılacak müdahalelerle bir takım kusur ve hastalıkların daha ortaya çıkmadan engellenmesine, olağanüstü bir hızla bilgi aktarımı sayesinde ortalama zeka ve bilgi düzeyinin kat kat arttırılmasına, sadece insan ve yurttaş olduğumuz için belli miktarda geliri emeğimizi pazara çıkartmadan elde etmeyi sağlayan evrensel temel gelirin anayasal hak olarak tanınmasına, özetle eski insandan çok farklı bir yeni insan uygarlığına, ideal topluma doğru.

2016 ABD Başkanlık seçiminde yarışan iki adaydan kazanan Donald Trump 70 yaşında, kaybeden Hillary Clinton 69 yaşında. Almanya şansölyesi Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande 62 yaşında. IMF Başkanı Christine Lagarde 60, FED Başkanı Janet Yellen 70 yaşında. Rusya devlet başkanı Vladimir Putin 64, Çin Komünist Partisi genel sekreteri Xi Jinping 63 yaşında.  Japonya hükümdarı Akihito 83, başbakanı Shinzō Abe 62 yaşında. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz 61, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi 69 yaşında. Bu insanların hepsi daktilo döneminin insanları. Üniversite eğitimlerini ve gençliklerini yaşadıkları yıllarda bilgisayarlar, akıllı telefonlar, internet yoktu. Soğuk Savaş yaşanıyordu ve temel politik algıları Soğuk Savaş ideolojisine göre idi.

Hayatları boyunca muhtemelen hiç Commodore, Atari ya da Amiga oyunu oynamadılar. Bir IRC sohbet odasında dünyanın diğer ucundaki insanlarla sohbet etmediler. Facebook, Instagram, Twitter kullanımları varsa da, resmi bültenlere benziyor.

justin-trudeauKanada başbakanı Justin Trudeau ise 45 yaşında. Soğuk Savaş ideolojisine, ulusal ve dinsel fanatizme, höt-zöt politik söylemlere çok uzak bir politikacı. Kamuoyuna yansıyan resimlerinde spor yapıyor, Gay Pride yürüyüşlerinde gökkuşağı rengi bayrağı sallıyor, eşiyle öpüşüyor, elleriyle kalp işareti yapıyor. Sanki Amiga bilgisayarının başından henüz kalkmış gibi duruyor. IRC sohbet odasında tanıştığınız, her gün esprileri ve şakaları ile ortalığı kırıp geçiren sohbet arkadaşınıza, icq messenger’da profiline boksör resmini koymuş, facebook sayfasında Niagara şelalesinin başında en komik haliyle çekilmiş resimlerini paylaşan birine benziyor.

O nedenle daha ABD başkanlık seçim sonucunun belli olduğu ilk saatlerde Kanada’ya göçmenlik işlemleri yapan web siteleri kilitlendi.

Justin Trudeau, Yeni İnsan Uygarlığının prototipini oluşturan ilk politikacılardan biri.

Yepyeni bir kuşak geliyor; internet ağları ile birbirine bağlanmış, savaşa, ayrımcılığa, ulusal/dinsel fanatizme yabancı, yaşamının her bir unsuru bilgiyle donanmış yeni bir uygarlığı kuracak olan nesil. Soğuk Savaş ideolojisi ile yetişmiş, kuşkucu, öfkeli, düşmanlıkla, nefretle ve fanatizmle bilenmiş eski insan uygarlığının aksine, Yeni-İnsan uygarlığını kuracak bir nesil…

Gezegenimiz, etrafında dönüp durduğu Güneşin çevresindeki bir turunu daha tamamlıyor; takvimler artık yavaş yavaş 2016’dan 2017’ye dönüyor. Seneler sonra bu blog yazılarını okuyacak olan Yeni İnsan Uygarlığının güzel insanlarına selam olsun…

(Bu yazıyla beraber, Kediler ve Dalgalar – I, Kediler ve Dalgalar – II, Kediler ve Dalgalar – III, Kediler ve Dalgalar – IV,  Kediler ve Dalgalar -VKediler ve Dalgalar-VI, Kediler ve Dalgalar-VII,  Kediler ve Dalgalar-VIII,  Kediler ve Dalgalar-IX,  Kediler ve Dalgalar-X, Kediler ve Dalgalar – XI ve Kediler ve Dalgalar XII başlıklı yazıların da okunmasını öneririm.)

Reklamlar

3 thoughts on “Kediler ve Dalgalar-XIII”

  1. hocam sizi twitter’da keşfettim. kitaplarınızı ararken bu bloğa denk geldim. daha güzel bir dünyaya çağrıdan, kediler ve dalgalar 13’e kadar bir çırpıda okudum. bilgi dağarcığım ve bakış açıma kattıklarınız ve katacaklarınız için teşekkür etmek istedim. takipteyim 😉

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s