Yakın Tarihin Muhasebesi – I

Türkiye’de bilim kurgu gelişmiş ve yaygın okunan türlerden biri değil; dolayısıyla Bilim Kurgu’nun alt türlerinden biri olan alternatif tarihin de fazla okuyucusu yok. Alternatif tarih kurguları yapılamayınca tarihi, daha ileri giderek bugünü tartışmak zorlaşıyor. Tüm tartışmalar bir süre sonra kısır döngülere dönüşüyor.

Türkiye’nin 1919-1922 döneminde yaşanan tarihsel gelişmeleri yaşananlardan farklı bir alternatif tarih senaryosu ile kurgulayıp, oradan yaşanmış tarihe gelerek bugüne uzanan yolu gözden geçirelim:

Alternatif Tarih Kurgusu:

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin örgütlediği, Mustafa Kemal’in olağanüstü dehası ve dirayetiyle liderlik ettiği İstiklal Savaşı başarısızlığa uğrasaydı ve diyelim ki Sakarya’da, ya da Afyon mevzilerinde yenilgi ile sonuçlansaydı ne olurdu?

Böyle kocaman bir soru ile yol devam etmek zor: Yenilginin ne şekilde yaşandığı sanırım daha önemli olurdu: İhanet? Komutanların öngörüsüzlüğü? Halkın destek vermemesi? Eratın zafere inançsızlığı? İlk Meclis’teki İkinci Grup’un komploları, darbesi? İstiklal Savaşı önder kadroları arasındaki olası bir güvensizlik, anlaşmazlık, bozgunculuk?

SevrAlternatif tarihsel akıştaki yenilginin nedeni olabilecek yukarıdaki gelişmelerin her birinin farklı bir geleceğe akışı tetikleyeceği kesin. Ancak genel manzara şu olurdu herhalde: Anadolu’nun Batısı özerk Smyrna başkent olmak üzere Büyük Yunan Federasyonuna bağlanır, İzmir ve çevresi (Manisa, Muğla, Aydın, Balıkesir, belki İç Ege) Özerk İonya adı altında Türk unsurun (en azından ilk yıllarda) ikinci sınıf vatandaş olduğu bir devletin parçası olurdu. Özerk İonya yurttaşı Türk unsurlara “müslüman Yunanlar” denirdi. Özerk Smyrna merkezli İon cumhuriyeti, tarihi Megalo İdea doğrultusunda  Anadolu’nun güneyindeki İtalyan bölgesini de ele geçirmek ister, bu nedenle Sevr haritası sık sık tartışma gündemine gelirdi. Kilikya’dan kuzeye uzanan Fransız bölgesi ya Suriye’yi de kapsayacak şekilde genişler, ya da Erzurum, Van, Ağrı’yı kapsayacak şekilde yapılandırılan Ermenistan’a (ya da Sovyet Ermenistan’ından farklı bir Güney Ermenistan’a) bağlı olarak yeniden örgütlenir, Güney doğuda özerk bir Kürt devleti kurulur, Türkiye toprakları en iyi ihtimalle Ankara, Sıvas, belki Kayseri, Konya, Samsun’dan ibaret bir coğrafyaya sıkışırdı. Doğu Trakya Yunanistan’a katılır, Arap coğrafyasına ve Hindistan’a söz geçirebilmek için İstanbul’da kukla bir halife / sultan tutulur, ancak bu halife devleti de göstermelik olurdu.

Bu statüko muhtemelen on sene devam eder, Sovyetler Birliği güneyden de kuşatıldığı için uluslararası gerginlik uzun yıllara yayılarak sürerdi. Sovyetler Birliği’nde Kızıl Ordu belki iç savaştan zaferle çıkar, ancak çok uzun yıllar toparlanamazdı.

Anadolu ve Doğu Trakya dünya kapitalist sistemine bağlandığı için kapitülasyonlar ve düyun-ı umumiye kalkmaz, İzmir, Mersin ve İskenderun limanları dünya ticaretine açık serbest bölgeler olurdu. Ancak ABD’de 1929 borsa çöküşüyle tetiklenen Büyük Buhran Anadolu’yu muhakkak çok şiddetli bir şekilde sarsar, Anadolu’da kurulan tüm özerk ve devletimsi yapılar bu krizde çatırdardı.

1921 (ya da 1922’de) savaş kaybedilmiş bile olsa Türk milliyetçiliği yok olmaz, sahil bölgelerinde azınlık durumuna düşen Türkler arasında hızla yayılırdı. 1930’larda Avrupa’da yükselen faşizm, Anadolu topraklarında etkisini gösterir, sadece yahudiler değil, muhtemelen Türkler de Nazi etnik soykırımının hedefi haline dönüşürdü.

1940’lara gelindiğinde Avrupa’yı fethe girişen Alman Nazi orduları Yunanistan’la beraber Anadolu’yu da işgal eder, güneyi de Nazi barbarlığına açık hale gelen Sovyetler Birliği’nin direnme ve başarıya ulaşma şansı iyice azalırdı. Belki de Naziler Sovyetler Birliği’ni de yıkarak savaşı kazanırlardı.

Bu senaryonun muhtelif versiyonları var: Mesela Ankara ordusunun yenilgiye uğradığının görülmesiyle Kazım Karabekir’in ülkenin doğusunda yeni bir Türk devleti kurması, Sovyetler Birliği destekli bir Kafkas ordusunun yeni statükoya müdahale etmek üzere Batum’dan Türkiye’ye girmesi, zafer kazanmış olsa da iyice hırpalanmış Yunan ordusunun mutlak hakimiyet kuramaması sonucu Anadolu’nun bolşevikleşmesi, vs..

Bütün bu versiyonlar, yol açacakları sonuçlar tartışılabilir; ancak kesin olan bir şey var:  Eğer Sakarya ya da Afyon muharebeleri kaybedilmiş olsaydı:

  1. Mustafa Kemal ismi tarihten ve hafızalarımızdan silinirdi,
  2. Misak-ı Milli’nin en azından büyükçe bir bölümü asla Türk unsura dayanmazdı,
  3. Türkler marjinal bir etnik azınlığa dönüşürler, Anadolu’nun modernleşmesi gecikirdi,
  4. Anadolu çok uzun yıllar sürecek derin bir kaosun içine sürüklenir, tarihin en utanç verici etnik boğazlaşmaları Anadolu’da yaşanırdı,
  5. Sovyetler Birliği’nin yaşama, iç savaşta Beyaz Ordu’ya, II. Dünya Savaşı’nda Nazilere direnme ihtimali, dolayısıyla zamanla Süper Güç olma şansı  azalırdı

Ancak tarih bu şekilde akmadı. Sakarya Muharebesinde Yunan ordusu nihai zaferi kazanamadı, bir sene sonra da Büyük Taarruz’la başlayan İstiklal Savaşı’nın son evresi Türk ordusunun mutlak zaferi ile sona erdi. Bundan sonrası da en az öncesi kadar görkemli oldu:

Türkiye hızla modern bir topluma dönüştü. Okuma yazma oranı kısacık bir süre içinde dünya ortalamasına ulaştı, kadınlar modern toplumun üyeleri haline geldi, Avrupa’nın pek çok ülkesinden önce kadına seçme ve seçilme hakkı verildi, medeni hukuka dayalı laik bir düzen kuruldu, 1930’larda yaşanan ağır küresel ekonomik çöküntüye rağmen çok hızlı bir büyüme temposu yakalandı.

1922 ile 1945 arasındaki dönem dünya tarihinin en karanlık dönemidir. Aynı tarihlerde genç Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayanlar savaşsız, yıkımsız bir dönem geçirmiş ve toplum tarihi bir sıçrama gerçekleştirmiştir.

1945 yılında Avrupa bir uçtan bir uca yıkılmış, Nazi vahşeti ile enkaza dönmüş, ekonomisi çökmüş, uygarlık değerleri ağır bir şekilde örselenmiş bir coğrafya idi. Oysa aynı dönemde Türkiye, yaygın bir temsile dayalı meclisiyle örgütlediği kurtuluş savaşını kazanmış, olağanüstü toplumsal dönüşümleri başarıyla gerçekleştirmiş, ekonomisi durgun, ancak asla enkaz olmayan, faşizm belasına bulaşmamış, kentleri yoksul ancak uygar, savaştan ve Nazi barbarlığından kaçan bilim insanlarının sığındığı, üniversiteleri ayakta ve geleceğe umutla bakan bir ülke idi.

Doğru adımları atabilse idi Türkiye, sonraki yarım yüzyıl içinde bütün uygarlık kriterlerinde dünya sıralamasında başa güreşen, eğitimli, özgür, demokratik ve uygar bir toplum olabilirdi.

Peki, ne oldu da sonraki yarım yüzyıl içinde geri kalmış Afrika ve Arap ülkelerinin bulunduğu üçüncü lige düştü?

Bir sonraki yazıda bu konuyu tartışacağım.

Yakın Tarihin Muhasebesi – II

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s