Tuncer Şengöz kimdir?

 

Birinci Dalga

2099Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’ne kaydımı yaptırdığım 1982 yılı ile, mezuniyet belgemi aldığım 1989 yılına kadar geçen süre, benim yaşamımdaki dalgaların, üzerinde yükseldiği zemindir.

O güzel ODTÜ günlerinde, matematiğe ve bilime sevgim ve sonsuz bir öğrenme isteğimle bana yepyeni ufuklar açan kitapları su gibi okurken, sosyal bilimlerde okuyan arkadaşlarımla ucu bucağı olmayan tartışmalar yapıyorduk. Arkadaşlarım, sosyal bilimlerde mühendislikte olduğu gibi kesinliğin olmadığını, her şeyin bir rastgelelik içinde, neden sonuç ilişkilerine bağlı olarak değiştiğini iddia ediyorlardı. Ben ise, doğada rastgelelik olamayacağını, çünkü her şeyin doğa yasalarına uygun bir düzen içinde değiştiğini düşünüyordum. Bana göre, “nedenler” de aslında birer sonuçtu. Ama neyin sonucu?

Isaac Asimov’un Vakıf serisi o günlerde elime geçti. Üstadın bir galaksi imparatorluğunun çöküşünü takip eden kaos dönemini anlattığı kitap serisini iki gecenin içinde okuyup bitirivermiştim. Hari Seldon ve onun kurgusal bilimi psiko-tarih beni büyülemişti. Bir sürü veriyi inceleyerek, insan toplumlarının yönelişini tahmin etmeye dayalı bir bilimden daha heyecan verici ne olabilirdi ki?

Mühendislik diplomam sadece sekiz sene işe yaradı. 1990’lı yılların ortalarında önce borsa, daha sonra teknik analiz yöntemiyle tanışınca, mühendisliğe ilgim azalmaya başladı. Borsa, verilerin sonsuz bir şekilde aktığı bir laboratuvardı ve bu veriler grafiklere döküldüğünde, aynı, devinen tüm diğer cisimlerin hızlanıp yavaşlaması gibi, trendler ölçülebilir ve kestirilebilir bir şekilde ilerliyor, sonra geri çekiliyordu.

Birinci dalgamın sonuna yaklaşıyordum.

İkinci Dalga

ODTÜ’ye kaydımı yaptırdığım 1982 yılından 15 sene sonra, 1997 yılında, yeni keşfettiğim bir alanda yeteneklerimi sınamaya karar verdiğimde düşüş dalgam da başlamıştı. Kitaplar, makaleler okuyor, teknik analizi öğrenmeye çalışıyordum. Öğrenmek yeterli gelmiyordu. Sınamam lazımdı. Borsaya para yatırmaya, öğrendiklerimi paramla sınamaya başlamıştım. Sabırla trendleri izliyor, trend dönüş sinyalini gördüğümde de elimdeki hisse senetlerini satıyordum. Para kazanıyordum, ama buna karşılık mesleğime ilgim azaldıkça azalıyordu. 1997 yılında, öğrendiklerimi tam zamanlı olarak kullanmaya karar verdim. Bunun, aynen Dalga Prensibi’nde anlatıldığı biçimde keskin bir düşüş dalgası olduğunu ise çok sonra öğrenecektim. Çalıştığım şirketten istifa edip, zamanımın çoğunu bilgisayar başında geçirmeye başladığımda, kitlelerin içinde savrulduğu o büyük dalga beni içine çekmeye başlamıştı. Artık daha fazla alış-satış işlemi yapıyor, teknik analiz yöntemiyle izlediğim eski stratejimi uygulayamıyordum. Daha önceleri izlemediğim için ilgilenmediğim küçük dalgalanmalar, beni sık ve çoğu hatalı işlemler yapmaya sevk ediyordu. Kızımın dünyaya geldiği 1998 yılına kadar kafam karışmış bir şekilde para ve moral kaybetmeye devam ettim. Borsa seanslarını izlemediğim zamanlardaki düşüncelerim, seans saatlerinde uçup gidiyor, ben de finans kütlesinin bir parçası oluyordum.

Ağaçlara değil ormana bakmam gerektiğini keşfettiğimde ikinci dalgamın depresif dibine iyice yaklaşmıştım. Elliott dalgalarına ilgim o dönemde arttı. Artık gecemi gündüzüme katmış, neredeyse bütün zamanımı ayırarak, daha önce okuyup üzerinde durmadığım Dalga Prensibi’ne çalışmaya başlamıştım. 17 senemi geçirdiğim Ankara’dan ayrılıp İstanbul’a geldiğimde Elliott Dalga Prensibi’nin kurallarını öğrenme konusunda epeyce mesafe kat etmiştim. Buna karşılık sadece işimi değil, o güne kadar biriktirdiğim sermayemi de kaybetmiştim.

Bir gün, kütüphanemin karşısına geçtim ve kitaplarıma baktım. Kitaplarımın içinde mühendislikle ilgili kitap sayısı, toplam içinde çok küçük bir yüzdeyi oluşturuyordu. Geri kalan büyük yüzde ise, ekonomi, politika, psikoloji, sosyoloji, tarih gibi insan bilimleri ile ilgiliydi. O gün, duygusal olarak da mesleğimden koptum. Artık kararımı vermiştim; Beni ilk gençlik yıllarımdan beri çekiştiren merakımın peşinden gidecek, sevdiğim işi yapacaktım.

Üçüncü Dalga

Beni ikinci dalgamda anafora kapılmış gibi içine çeken piyasa, artık benim için tamamen bir laboratuvara dönüşmüştü. Galiba yavaş yavaş ormana ağaçların üzerinden bakmayı öğreniyordum.

Yıl 2000’di ve Türkiye’nin de bir parçası olduğu büyük bir duygusal trend zirveye yaklaşıyordu. O günlerde Yapı Kredi Yatırım’dan çok şaşırtıcı bir teklif aldım; Beni, iş görüşmesine davet ediyorlardı. Teklif, gerçekten de şaşırtıcıydı, çünkü internette amatörce güncellediğim bir web sitesinden başka CV’me yazacak bir profesyonel geçmişim yoktu. Yapmak istediğim, bordrolu çalışmak mıydı, emin değildim. Günlerce tereddüt ettikten sonra teklifi kabul ettim. YKY Araştırma Bölümü’nde Teknik Analiz Birim Yönetmeni olarak işe başlamıştım. Böylece, İMKB tarihinin o güne kadarki en sancılı günlerini, işin mutfağında izleme ve laboratuvarı daha yakından gözlemleme fırsatı buldum. Bir taraftan, işin mutfağını öğreniyordum, diğer taraftan da, teknik analiz ve Elliott Dalga Prensibi okumalarım hızlanmıştı ve teoriyi, kaotik bir piyasanın tam ortasında sınama şansı bulmuştum. Teoride anlatılan korku ve hırsları, dalgalar yükselip alçalırken insan kitlelerinin bir aşırılıktan diğerine nasıl savrulup durduğunu yaşayarak öğreniyordum. Bu iniş-çıkışlarda ikinci dalgamdaki deneyimler de oldukça işe yarıyordu doğrusu.

Elliott Dalga Prensipleri isimli kitabımı o günlerde yazdım. Kitap 2002 Haziran ayında basıldı. Kitabın ilk baskısı 3,000 adetti. Tümünün bir gün tükeneceğini ve konusunda en çok aranan ve talep edilen kitap olacağını o günlerde bilmiyordum.

2002 yılının sonbaharında yeni ve riskli bir karar verdim. Bir büyük yükseliş dalgası geliyordu ve ben bu dalgada çalışmalarımı artık bağımsız bir analist olarak sürdürmek istiyordum. İstifa ettim ve bütün dikkatimi 1999 yılından beri, yarı-profesyonel bir şekilde güncellediğimiz borsanaliz.com’a yönelttim.

O günlerde, artık ilgi alanım piyasa hareketlerinden, Elliott Dalga Prensibi’nin tüm insan etkinliklerine uygulaması olan sosyonomiye kaymıştı. Bu, daha zorlu bir alandı. Çünkü insan etkinliklerinin diğer alanlarındaki sayısal veriler, borsalardaki verilere göre daha azdı ve daha yavaş değişiyordu. Ancak hayatımın hiç bir döneminde toplumsal değişime rastgelelik perspektifinden bakmadığım için sosyonomik bakışı kavramakta zorlanmadım. Isaac Asimov’un psiko-tarihi sosyonomiydi; Artık hiç bir kuşkum kalmamıştı.

Çılgınlık ve Çöküş’ü o günlerde yazdım. Bu kitabın ortaya çıkmasında, artık iyice zenginleşmiş olan kütüphanem ve dikkatimi tam zamanlı olarak Dalga Prensibi’ne ve sosyonomiye yöneltmiş olmam işe yaradı. 2004 yılının Eylül ayında ikinci kitabım da basılmıştı, ancak ben yazmak istediklerimin sadece çok küçük bir yüzdesini yazabilmiştim.

Bu arada bir dönem, Dalga Prensibi ve sosyonomi konusunda eğitimler verdim. Bu eğitimler içinde Türkiye Bankalar Birliği’nde verdiğim üç ders ve Borsa Uzmanları Derneği’nin daveti üzerine İMKB’de verdiğim iki sunuş da var. Sonra, eğitim faaliyetlerimi de askıya aldım. Bunun bir nedeni de, finans piyasaları geçmişi bir kaç on yıldan fazla olmayan ülkemiz profesyonel çevrelerinin henüz bu teorilere hazır olmaması idi. Dalga Prensibi ve onun tüm insan etkinliklerine uygulama alanı olan sosyonomi, bilimsel disiplinlerdi ve bu disiplinlere aktüel bir merak duygusuyla yaklaşılması beni tatmin etmiyordu. Daha fazla yazmaya yöneldim.

YKY’den istifa ettiğim 2002 yılından, sosyonomi.com’u yayınlamaya başladığımız 2010 yılına kadar, hipergrafi hastalığına tutulmuş gibi yazdım. Bu süre zarfında yazdıklarım, 15,000 sayfayı geçti. Yazılarımın tümünü, bir arşivde saklıyoruz. Bu yazıları rafine ettiğimizde, 2010 yılının başına kadar 2,000 sayfayı bulan bir sosyonomi arşivi  oluşturduğumuzu görüyorum. Bir gün, dalga prensibi ve sosyonomi, insan bilimlerinin tek geçerli uygulama disiplini kabul edilecek. O gün, Türkiye’de birileri bu alanda Türkçe kaynak aradığında, kendi yolculuğuna bir makina mühendisliği öğrencisi olarak başlamış bir yurttaşlarının oluşturduğu bu dev arşivi bulacak. Umuyorum ki, bu karmaşık disiplinlerin uygulama alanında, yıllarca sabırla oluşturulmuş ve bundan sonraki dönemde daha da zenginleşecek bu arşiv, geleceğin sosyonomlarının işine yarayacak.

Benim üçüncü dalgam bitti mi bilmiyorum. Dalga Prensibi, “üçüncü dalga, birinci ve beşinci dalga ile karşılaştırıldığında en kısa dalga olamaz”, diyor. Birinci dalgam yaklaşık 15 sene sürmüştü. Bu hesaba göre üçüncü dalgamın henüz bitmemiş olması gerekiyor. Umuyorum ki, Türkçe dilinde 50,000 sayfayı bulan dev bir arşiv tamamlanana ve bütün bu çalışmalar kitaplaştırılıp daha fazla insanın yararlanmasına sunulana kadar üçüncü dalgam devam edecek.

2014 yılının ilk aylarında üçüncü dalgamın içindeki bir merhale daha geçildi. 2002 yılında yayımlanan Elliott Dalga Prensipleri‘nden farklı olarak kendi çalışmalarımı ve yorumlarımı eklediğim Elliott Dalga Prensibi ve tamamlandığında yaklaşık on ciltten oluşacak Geçmişe ve Geleceğe Sosyonomik Bakış isimli çalışmamın ilk iki cildini oluşturan Leonardo’nun Robotu ve Varyemez Amca Kültü isimli kitaplarımı yayımladım. O tarihten beri, sonraki ciltler üzerinde çalışıyorum.

SAM_3146

Dördüncü ve beşinci dalgalarımda, geriye dönüp, kendi yazdıklarım da dahil olmak üzere, bu yoğun çalışma temposu içinde bir türlü okuyamadığım kitapları okuyarak ve yüzlerce albümden oluşan Rock müziği arşivimdeki en güzel şarkıları dinleyerek, uğraşmaktan büyük zevk aldığım diğer hobilerime zaman ayıracağım.

Ancak bu şekilde, bilinçli bir şekilde seçilmiş bir yolda, bilinçle yönetilmiş ve doya doya yaşanmış bir beş dalgalık kalıp tamamlanacak.

Tuncer Şengöz

SAM_3160

Reklamlar